Ulusal Varlık Fonu Hakkında Kısa ve Öz

Varlık fonu

Varlık Fonu
Varlık Fonu

Varlığımız Ulusal Fona Dahil Oldu

Zahire Osmanlıca bir kelimedir ve Türkçe anlamı, gerektiğinde kullanılmak üzere saklanan tahıl demektir. 1795 Yılında Padişah III. Selim öncülüğünde;  her dönemde olduğu gibi 18. Ve 19. Yüzyıllarda da büyük yatırımların yapıldığı ordu ve silahlanma giderlerine kaynak yaratmak amacı ile; darphanenin bütçe fazlasını genel hazineden ayırarak ordunun giderlerine kullanılması amacı ile Zahire Hazinesi kuruldu. Zahire Hazinesi belirli gelir kaynaklarının tahsisi ile değil meydana getirilen fon yani döner sermaye ile işliyordu.

Zahire Hazinesinin temelini ise 1793 yılında Padişah öncülüğündeki yönetimin; olağan bütçe gelirlerinin dışında bir bütçe oluşturulması, gelir kaynaklarının hazineden ve genel bütçeden ayrılması kararı üzerine kurulan irad-ı cedid oluşturmaktadır.

İnsanoğlunun parayı icadı ile başlayan insan-güç ilişkileri çerçevesinde yüzyıllardır oluşturulan ve döneme göre de değişikliğe uğrayan yerel ve uluslararası kural ve kanunlar kapsamında daha iyi standartlara ulaşmaya bu sayede de büyük güç olmaya bir adım daha yaklaştıracak icatlar peşinde her zaman koşulmuştur ve koşulmaya devam edilecektir. Türkiye’de ilk defa karşımıza çıktığını zannettiğimiz Ulusal Varlık Fonu kavramı Osmanlı İmparatorluğu tarafından 18. Yüzyıl sonu ve takip edilen zamanlarda uygulamada olan bir fonlama türü idi.

  1. Dünya savaşı sonrasında savaşa katılan, katılmayan tüm Ülkelerin yıpranmış ve eriyen hazinelerinin kurtarıcısı; yıldızı 20. Yüzyılın başlarında parlayan petrol ekonomisi ilan edilmişti. Kömüre oranla çok daha düşük maliyete sahip olan ve her alanda -tabi ki savunma sanayinde- siyah altın olarak adlandırılmaya başlanılan petrolün; 1950’lerden itibaren gelirleri petrol üretimi yapan bölge ülkeleri lehine işlemeye başlamıştı. Bunun çıkış noktası “yarı yarıya” anlaşmaları idi. 30 Aralık 1950’de, Suudi Arabistan şirketleri ve Aramco (*)yarı yarıya prensibine bağlı kontrat imzaladılar. Bu anlaşma komşu ülkeler üzerinde etkisini kısa sürede gösterdi. Kısa süre içinde Anglo-İran, Kuveyt ve Irak da yarı yarıya anlaşmasını kabul ettiler. Ulusal Varlık Fonlarının dünyadaki ilk kuruluş amaçları; siyah altının bütçe fazlasının; diğer yatırım alanlarına; daha sorunsuz ve kuralsız aktarılabilmesi idi.

1980’li yılların sonunda Komünizm furyasının sona ermesi ve devlete yük olan kurum kuruluşların yönetimini hantallaşan yapıdan kurtararak gelişen piyasa şartlarında rekabetçi ülkeler arasında yer alabilmek amacı ile Özelleştirme idaresi tarafından 1987’de başlanan özelleştirme uygulamaları çerçevesinde Kamu Ortaklığı Fonu kuruldu ve zaman içinde sayıları 70’i buldu. Borsanın bugün de en büyük şirketlerini o dönemde KOİ halka arz etti. Halka açılma yoluyla özelleştirme İstanbul Borsası’nı 90’lı yıllarda kaliteli arz yönüyle besleyen en önemli damardı. Yani kısacası İstanbul Borsasını bugün ki kuvvetli ve saygın hale getirilmesindeki en büyük rol KOİ nindi.

 

2000’li yıllara bakıldığında;  entegrasyonun ve ekonomik evliliklerin her alanda yapıldığı ve bunlara bağlı olarak ta kazanç ve kayıp risk primlerinin yüksek olduğu zamanlarda yaşadığımızı görmek çok zor değil. Dünya Ülkelerinin siyasi ve ekonomik çıkarlarını çatışması sonucunda oluşan toplumsal piramitlerin uluslararası ulusal piramite dönüşmesi; kuvvetler arası çatışmaları ve fikir ayrılıklarını başlatmış, ekonomik koşullarda agresifleşmeye neden olmuştur.

Türkiye’de özellikle son iki senedir yaşanılan siyasi krizler ve buna ek olarak ta dünya Ülkelerinin de dahil olduğu küresel kriz nedeniyle Türkiye’nin yabancı yatırımcı kaynakları azalarak;  dalgalı bir finans yapısına karşı para pazarında ucuza fon bulma fırsatları kapı arkasına saklanmıştır. Türkiye’nin kredi notunun büyük kredilendirme kuruluşları tarafından da düşürülmesi riskine karşın 15 Temmuz tarihinin hemen akabinde 26 Ağustos 2016 tarihinde 29813 sayılı Resmi Gazete ’de 6741 sayılı Türkiye Varlık Fonu Yönetimi Anonim Şirketi kurularak; geçtiğimiz günlerde BOTAŞ, Türk Hava Yolları, Ziraat Bankası, Halk Bank’ın kamu hisseleri, Türk Telekom’daki kamu hisseleri, ÇAYKUR, Borsa İstanbul, PTT, ETİ Maden ve TÜRKSAT bu fona kaynak olma amacı ile dahil edilmiştir.

Yapısını incelediğimizde tamamıyla bağımsız her özel şirket gibi işleyecek;

Kısacası Varlık Fonu Ülke olarak yurtdışında bulamayacağımız makul maliyetli kredi ve diğer finansal kaynaklara ulaşmak için; ülkemizin ekonomik bütünün işleyen parçasını bütünden ayırarak uluslararası ekonomik görücülere çıkartmak ve makro ekonomik istikrarsızlığa karşı daha dirençli durmak amacı ile oluşturulan bir koruma kalkanı. Türkiye de özellikle 2015 yılında yapılan ardı ardına seçimlerin sonucu isteksizleşen yabancı yatırımcıyı yeni bir cazibe ile çekme amaçlı uygulanan merkez bankası ve hazine politikaları ile de tamamen paralel giden bu yapının oluşturulması sırasında da Anonim Şirkete tanımlanan bazı vergi resim harç ve denetim imtiyazlarına da uzaylı gibi davranmamakta da fayda var.

Her özel şirketin kuruluşundan gelişimine kadar ki süreç her zaman büyük riskler taşır. Bu noktada Devlet yönetimine çok büyük bir görev düşüyor. Çok büyük kaynaklarla süslenip uluslararası ekonomi arenasına sürülecek olan yeni oluşumun kaynaklarının yönetimi Türk Milletinin gelecek nesillerine mirasını oluşturacak. Tüm devredilen kurumların tüm mal varlıklarıyla bu risklere atılacağını ve her türlü finansal işleme tabi tutulacağını her zaman hatırlamakta ve hatırlatmakta fayda var. Milli seferberliğin bir bölümünü oluşturacak bu yapıya kaynak olabilecek her türlü nakit ve bütçe fazlası dahil edilmeye de devam edilecektir. ilgili Kanun (No. 6741)  Amaç ve kapsam Kısımı madde 3 te de  bu durum açıkça belirtilmektedir.

Yani Şirket, ulusal yatırımlar ile uluslararası alanlarda diğer devletler ve/veya yabancı şirketlerce yapılacak yatırımlara; oluşturulan varlık fonu kaynağını nakdi ve gayri nakdi tüm potansiyeli ile kullanarak katılım sağlayacaktır.

Bu demektir ki bu yapıda kayıplar da kazançlar kadar büyük olacaktır. Dünya’da 11 trilyon dolara yakın kaynağı olan Ulusal Varlık Fonlarının işleyişlerini ve aşamalarını takip ederek uygulamaları doğru ve yerinde yapılması sonucu bizi refaha çıkaracağı gibi, aksi yapılacak her türlü sorumsuz ve bilgisiz hareket ülkemizi büyük kayıplara da uğratabilir.

Eldeki kaynak güzel bütün iş kullanıcılara kaldı…

 

(*)Aramco; Şirket ilk olarak Kral Abdülaziz İbn-i el-Suud ve ABD Başkanı Franklin Roosevelt tarafından 1933 yılında (California-ArabianStandard Oil Co.) ortak olarak kuruldu.

 

Kıdemli Finans Uzmanı

Müge Koç