POS CİHAZLARININ SATIŞ DIŞI AMAÇLARLA KULLANILMASININ VERGİSEL BOYUTU VE POS TEFECİLİĞİNİN HUKUKİ BOYUTU

I-GİRİŞ

Son yıllarda bankalardan kredi alamayan, piyasadan tahsil etmesi gereken alacaklarını tahsil edemeyen ve borçlarını zamanında ödeyemeyen firmaların kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını karşılamak için, tanıdıklarının kredi kartları ile satış yapmış gibi işlem yaptıkları görülmektedir. Bu yöntem ile firmalar bir nevi faizsiz kredi kullanma olanağına kavuşmaktadırlar.

Kredi kartı hamillerinin müzayaka haline düşmesi, nakit ihtiyacını bankaların bireysel ve/veya ticari kredilere veya kredi kartı ile nakit çekimine uyguladıkları faizlere göre daha uygun faiz oranlarıyla karşılamak isteği; piyasada kredi kartı borçlarını taksitlendiren/yapılandıran veya kredi kartı ile nakit çekimi karşılığı ödünç para veren POS tefecilerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Ancak bu uygulama sonucu vergisel açıdan çeşitli sorunlar doğmaktadır. Aşağıda söz konusu durumun gelir vergisi, kurumlar vergisi, katma değer vergisi, banka ve sigorta muameleleri vergisi açılarından ve ceza hukuku açısından değerlendirilmesi yapılacak olup ayrıca pos tefeciliğinin hukuki  boyutu ve pos tefeciliği sonucu karşılaşılacak olan  bir takım hukuksal sonuçlar incelenecektir.

II- POS CİHAZLARININ KULLANIMI HAKKINDA GENEL BİLGİ VE POS CİHAZI İLE BORÇLANMA

Pos cihazları kredi kartlarından para çekilip ödeme yapılacak hesaba aktarma yapmaya yarayan, satış noktası olarak da tanımlanabilecek makinalardır.

Makalenin giriş kısmında da belirtildiği gibi bazı mükellefler kredi kartlarını zaman zaman mal ve hizmet alışverişi dışında faizsiz borç alma amacı için de kullanmaktadırlar. Ancak pos cihazı veren kurumların cihaz verdikleri kurumları ve bu kurumların kredi kartı ile yaptıkları satışları Gelir İdaresi Başkanlığı’na aylık olarak bildirmeleri sebebiyle Gelir İdaresi tarafından mükelleflerin bu cihazları kullanarak yaptıkları satış tutarları ile beyanları karşılaştırılmakta söz konusu bilgiler arasında uyumsuzluk tespit edilen mükellefler hakkında denetimler yapılmaktadır.

Bu bağlamda mükellefler pos makinalarının kullanımları ile ilgili olarak bir çok sorun yaşayabilmekte ve fiş, fatura gibi belgeleri vermediğinden bahisle özel usulsüzlük, KDV, gelir ya da kurumlar vergisi açılarından vergi cezaları ile karşı karşıya kalabilmektedirler.

III- POS TEFECİLİĞİNDE ELDE EDİLEN FAİZ VE BENZERİ GELİRLERİN TİCARİ KAZANÇ OLARAK VERGİLENDİRİLMESİ

Gelir Vergisi Kanunu’nun birinci maddesine göre, “gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır.”

Gelir vergisine konu olan kazanç ve iratlar, yedi başlık halinde GVK’nın 2. maddesinde sayılmıştır. Bu başlıklar ticari kazançlar, zirai kazançlar, ücretler, serbest meslek kazançları, gayrimenkul sermaye iratları, menkul sermaye iratları ve diğer kazanç ve iratlardan oluşmaktadır. Bu maddeler gereği söz konusu gelir unsurlarına girmeyen bir kazanç unsurunun gelir vergisine tabi olması mümkün değildir.

Ödünç para verme işlemlerini devamlı ve mutad meslek halinde yapan POS tefecilerinin elde ettikleri faiz ve benzeri gelirler Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesine göre ticari kazanç olarak vergilendirilecektir.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 37. maddesinde ticari kazanç; her türlü ticari ve sınai faaliyetten doğan kazanç olarak tanımlanmıştır. Söz konusu maddede ticari kazancın gerçek (bilanço veya işletme hesabı esası) veya basit usule göre tespit edileceği belirtilmiştir. Öte yandan Kanun’un 51. maddesinde ise ikrazat işleriyle uğraşanların basit usulden yararlanamayacağı hüküm altına alınmıştır.

İkrazatçılık işlerini devamlı olarak gerçekleştiren kurumlar vergisi mükelleflerinin elde ettikleri faiz ve benzeri gelirler 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 6. maddesinde açık bir şekilde belirtildiği üzere Gelir Vergisi Kanunu’nun ticari kazanca ilişkin hükümlerine göre safi kurum kazancının tespitinde dikkate alınacaktır.

Gerçek veya tüzel kişi POS tefecisinin, ticari kazanca ilişkin hükümlere göre vergilendirilecek faiz ve benzeri geliri; POS cihazı ile yapılan işlem tutarı ile kredi kartı hamilinin ötelenen, yapılandırılan, taksitlendirilen borç tutarı veya kredi kartı hamiline temin edilen nakit tutarı arasındaki farktır.

Nitekim çeşitli yargı kararlarında da bu yönde kararlar verilmiştir. Örneğin Danıştay 4. Dairesi’nin, kararında “Davacı kurumun pos cihazı kullanarak, kredi kartı ile yaptığı satışları hasılat olarak defterlerine kaydetmediği iddiasıyla cezalı kurumlar vergisi tarhiyatı yapılmıştır.

Davacı, söz konusu kredi kartı kullanımlarının büyük bölümünün satışlara ilişkin olmadığını, nakit ihtiyacını karşılamak amacıyla annesi, babası, kendisi ve kardeşinin kredi kartlarını kullandığını ileri sürerek dava açmıştır. Vergi mahkemesince, inceleme aşamasında öne sürülmeyen bu hususun, dava aşamasında tarhiyata dayanak teşkil eden inceleme yönteminden hareketle doğruluğunun tespit olanağı bulunmadığı gerekçesiyle bu iddia kabul edilmeyerek cezalı vergi aslına yönelik dava reddedilmiştir. Ancak, davacı kurumun kredi kartı ile yaptığı satışların büyük bir bölümünün şirket ortağının annesi, babası, kardeşi gibi çok yakın akrabalarına yapılmış olması, Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde belirtildiği üzere, ekonomik ve ticari icaplara uygun görülmemektedir.

Söz konusu kişilere ilişkin kredi kartı kullanımlarının satış olarak kabul edilmesi mutad olmadığından, davacı kurumun defter ve belgeleri ile dosyadaki belgeler incelenerek bu kişilerin kullandığı kredi kartı işlemlerine ait miktarların matrah farkından tenzil edilmesi gerekmektedir. Yine matrah farkı bulunması halinde ise, hasılatın tamamı kazanç olarak nitelendirilemeyeceğinden inceleme elemanınca hiç dikkate alınmayan ve davacı tarafından % 30 olduğu ileri sürülen mal maliyeti dikkate alınarak bir karar verilmesi gerekmektedir.

Bu durumda, davacının ekonomik ve ticari icaplara uygun görülen bu iddiaları dikkate alınmadan cezalı vergi aslına yönelik davayı reddeden mahkeme kararında isabet görülmemiştir.” sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıdaki kararda görüldüğü gibi mahkeme vergi hukukunda olayın gerçek mahiyeti esastır ilkesine göre karar vermiş, kişilerin gerçek iradelerini göz önüne almıştır.

IV- POS MAKİNASI İLE BORÇLANMANIN KATMA DEĞER VERGİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Katma değer vergisi, genel tüketim vergilerinin en gelişmiş şekli olup, başta Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere, dünyanın çok sayıda ülkesinde uygulanmaktadır. Bu vergi yayılı muamele vergisi özelliğini taşımakta, yani ekonomideki üretim zincirinin tüm aşamalarında alınmaktadır.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun konusunu teşkil eden işlemler KDV Kanunu’nun 1. maddesine göre; ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler; her türlü mal ve hizmet ithalatı; ve posta, telefon, telgraf, teleks ve bunlara benzer hizmetler ile radyo ve televizyon hizmetleri gibi spesifik olarak sayılan bazı diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetlerden oluşmaktadır.

Kanun’un ikinci maddesinde teslimin, üçüncü maddesinde hizmetin tanımı yapılmıştır. Teslim bir mal üzerindeki tasarruf hakkını malik veya onun adına hareket edenlere devredilmesidir. Bir malın alıcı veya onun adına hareket edenlerin gösterdiği yere veya kişilere tevdii teslim hükmündedir. Malın alıcıya veya onun adına hareket edenlere gönderilmesi halinde malın nakliyesine başlatılması veya nakliyeci veya sürücüye tevdi edilmesi de mal teslimidir.

Hizmet ise bir şeyi yapmak, işlemek, meydana getirmek, imal etmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, hazırlamak, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmayı taahhüt etmek gibi şekillerde gerçekleşebilir.

Bir kişinin POS cihazından borç almak niyetiyle çektiği bir paranın KDV kanununda ifade edilen teslim ya da hizmet tanımının içerisine girmemektedir. Ortada bir mal ya da bir şeyi yapmak ya da işlemek, meydana getirmek, onarmak, temizlemek, muhafaza etmek, değerlendirmek, kiralamak, bir şeyi yapmayı taahhüt etmek gibi bir durum yoktur.

Konu ithalat bendine ya da spesifik olarak bazı durumların sayıldığı diğer faaliyetlerden doğan teslim ve hizmetlere de girmemektedir.

Öte yandan 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-e maddesi ile banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

V- POS MAKİNASI İLE BORÇLANMANIN VE POS TEFECİLİĞİNE KONU İŞLEMLERİNİN BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİ AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu içinde yer alan hizmet vergilerinden biridir. 25.10.1984 tarihinde kabul edilen Katma Değer Vergisi Kanunu ile Gider Vergileri Kanunu’nun istihsal vergisi, nakliyat vergisi, PTT hizmetleri vergisi, ilan ve reklam hizmetleri vergisiyle ilgili hükümleri yürürlükten kaldırılırken, BSMV ile ilgili hükümler uygulamada bırakılmıştır.

Bu bakımdan Gider Vergileri Kanunu’nun BSMV ile ilgili hükümleri halen uygulanmakta ve banka ve sigorta işlemlerinden katma değer vergisi yerine bu vergi alınmaktadır.

Böylece BSMV ile katma değer vergisi dışında bırakılan finansman işlemlerinin vergilendirilmesi amaçlanmıştır. Pos makinası ile borç almanın bir finansman işlemi olduğu düşünüldüğünde bazı koşullar altında Banka ve Sigorta Muameleleri vergisinin konusu içine girmesi mümkündür.

Devamlı ve mutad meslek halinde faiz veya her ne ad altında olursa olsun bir ivaz karşılığı veya ipotek almak suretiyle ödünç para verme işleriyle uğraşan veya ödünç para verme işlerine aracılık eden ve kendilerine faaliyet izni verilen gerçek kişilere ikrazatçı denilmektedir.

2279 sayılı kanuna göre ikraz işleriyle uğraşanlar banker sayılmaktadırlar. Bankerlerin yapmış oldukları banka ve muamele hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paralar (kendileri veya başkaları hesabına menkul kıymet alıp, satmayı, alım satıma tavassut etmeyi veya alıp sattıkları menkul kıymet karşılığı borçları ödemeyi taahhüt etmeyi meslek haline getirenlerin bu faaliyetleri dolayısıyla lehlerine kalan paralar ile mevduat faizi vermek veya sair adlarla faiz ve benzeri menfaatler sağlamak üzere devamlı olarak para toplama işiyle uğraşanların topladıkları paralara sağladıkları gelir ve menfaatler üzerinden komisyon, ücret, hizmet karşılığı gibi adlarla aldıkları paralar dahil) da banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir.

Ödünç para verme işlerini yetki belgesi olmaksızın yapan gerçek kişiler/tefeciler banker olarak değerlendirilmektedir. 6802 sayılı Kanun’un 30. maddesinde bankerlerin banka ve sigorta muameleleri vergisinin mükellefi olduğu hükmolunmuştur. Tefeciliğin bir türü olan POS tefeciliği faaliyetleri, banka ve sigorta muameleleri vergisinin konusunu oluştururken, yapılan muameleler karşılığında nakden veya hesaben lehe alınan paralar da banka ve sigorta muameleleri vergisine tabidir.

Gider Vergileri Kanunu’nun 31. maddesi hükmüne göre; POS tefecilerinin yaptıkları muameleler dolayısıyla lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden ya da hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta muameleleri vergisinin matrahını oluşturmaktadır. Anılan Kanun’un 33. maddesine göre POS tefecilerinin banka ve sigorta muameleleri vergisi matrahına uygulanacak vergi oranı ise % 5’tir.

VI- POS TEFECİLİĞİNE KONU İŞLEMLERİNİN MENKUL SERMAYE İRADI OLARAK VERGİLENDİRMESİ

Gelir Vergisi Kanunu’nun 75. maddesinin birinci fıkrasında menkul sermaye iradı tanımlanmıştır. Bu hükme göre, “Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradıdır.” denmektedir.

Ödünç para verme işlerinin devamlılık niteliği yoksa, arızi veya tesadüfi olarak yapılıyor ise, elde edilen faiz, yine Gelir Vergisine tabi tutulmakla birlikte, vergileme Gelir Vergisi Kanunu’nun menkul sermaye iradına ilişkin hükümlerine göre yapılmaktadır.

VII- POS TEFECİLİĞİNE KONU İŞLEMLERİNİN VERGİ USUL KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRMESİ

Banka ve banka statüsündeki Anonim şirketler dışında, ödünç para işleriyle uğraşanlar tefeci sayılmakta, bu kapsamda değerlendirilenler ise VUK’un 9. maddesinde yer alan vergiyi doğuran olayın kanunla yasak edilmiş bulunmasının mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmayacağı hükmü gereği, vergiye tabi olmaktadır.

Altın alım satımı faaliyeti altında bu işi yapan firmalar/kişiler alışlarını sahte olarak düzenledikleri gider pusulası ile belgelendirmekte satışlarını da sahte olarak düzenledikleri faturalar ile belgelendirmektedirler.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 341. Maddesinde; mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesi veya eksik tahakkuk ettirilmesinin vergi ziyaı sayılacağı, 344’ üncü maddesinde; vergi ziyaına sebebiyet veren mükellef veya sorumlu hakkında ziyaa uğratılan verginin bir katı tutarında vergi ziyaı kesileceği, vergi ziyaına 359’ uncu madde de yazılı fiillerle sebebiyet verilmesi halinde bu cezanın üç kat olarak uygulanacağı hükmü yer almaktadır.

Ayrıca VUK 359.Maddeye göre, yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Defter ve belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kaçakçılık suçlarını işleyenler hakkında bu maddede yazılı cezaların uygulanması 344’ üncü maddede yazılı vergi ziyaı cezasının ayrıca uygulanmasına engel teşkil etmez.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353’ üncü maddesinde; Verilmesi ve alınması icabeden fatura, gider pusulası, müstahsil makbuzu ile serbest meslek makbuzlarının verilmemesi, alınmaması veya düzenlenen bu belgelerde gerçek meblağdan farklı meblağlara yer verilmesi halinde özel usulsüzlük cezası kesileceği hüküm altına alınmıştır. Bir belgenin sahte olarak düzenlenmesi veya alınması hiç alınmamış gibi değerlendirileceğinden bu madde hükmü gereği özel usulsüzlük cezası kesilecektir.

 

POS TEFECİLİĞİNDE VERGİYİ DOĞURAN OLAY

 

Her verginin konusu farklı unsurlardan oluşmaktadır. Bu unsurlardan biri de mükellefiyeti harekete geçiren, diğer bir deyişle vergiyi doğuran olaydır. 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 19. maddesinde; vergi alacağının vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğacağı, 9. maddesinde ise, vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasaklanmasının mükellefiyeti ve vergi sorumluluğunu kaldırmayacağı hüküm altına alınmıştır.

 

Vergilendirme döneminin tespiti ve zamanaşımı süresinin tayini açısından önem arz eden vergiyi doğuran olay vergi türleri açısından farklılık göstermektedir. Örneğin gelir vergisinde vergiyi doğuran olay gelirin elde edilmesi, kurumlar vergisinde ise kurum kazancının elde edilmesidir.

 

A- FAİZ VE BENZERİ GELİRLERDE VERGİYİ DOĞURAN OLAY

 

Ödünç verme işlemlerinde vergiyi doğuran olaya ilişkin açıklamalara 104 Seri Numaralı Gelir Vergisi Genel Tebliği’nde yer verilmiştir.

 

POS tefeciliği; kredi kartı hamilinin birikmiş borçlarının ötelenmesi, yapılandırılması, taksitlendirilmesi veya nakit ihtiyacı bulunan kart hamiline nakit temin edilmesi şeklinde çeşitli yöntemlerle gerçekleşmektedir. Ödünç para verme işlemi niteliğinde olan bu işlemler nedeniyle POS tefecileri kredi kartı hamillerinden, tamamen yapılan işlemlerin karşılığı olarak lehe alınan, komisyon, işlem bedeli, faiz gibi isimlerle çeşitli meblağları tahsil etmektedir. Söz konusu meblağlar kredi kartı borç tutarından veya temin edilen nakit miktarı üzerinden belli bir oranda hesaplanarak nakden veya kredi kartı ile işlem yapılarak tahsil edilmektedir.

 

POS tefeciliğinde borç verme işleminin yapıldığı anda faiz ve benzeri gelirler elde edilmektedir. Bu nedenle POS tefeciliği hangi yöntemle yapılırsa yapılsın POS cihazı ile işlem yapıldığı anda vergiyi doğuran olay gerçekleşmektedir.

 

B- BANKA VE SİGORTA MUAMELELERİ VERGİSİNDE VERGİYİ DOĞURAN OLAY

 

6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nun 28/3. maddesinde 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre ikraz işleriyle uğraşanların banker sayılacağı belirtilmiştir. 6802 sayılı Kanun’un 28/2. maddesi ile bankerlerin banka muamele ve hizmetleri dolayısıyla kendi lehlerine her ne nam ile olursa olsun nakden veya hesaben aldıkları paraların banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi olduğu hükmolunmuştur. Öte yandan 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-e maddesi ile banka ve sigorta muameleleri vergisi kapsamına giren işlemler katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

 

87 Seri Numaralı Gider Vergileri Genel Tebliği’nin B. bölümünde; bankerlerin sadece 6802 sayılı Kanun’un 28. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında belirtilen işlemler dolayısıyla lehe aldıkları paraların banka ve sigorta muameleleri vergisine tabi olduğu, bankerlerin yaptığı diğer işlemlerin ise katma değer vergisine tabi olduğu belirtilmiştir. Tebliğ’in; B/1. bölümünde ise; ödünç para verme işlerini yetki belgesi olmaksızın yapan gerçek kişilerin/tefecilerin de anılan Kararname kapsamına girdiği ve banker sayıldığı belirtilmiştir.

 

Banka ve sigorta muameleleri vergisinde vergiyi doğuran olayın meydana gelmesi için bir muamelenin yapılması ve bu muamele sonucunda lehe nakden veya hesaben para alınması gerekir. Bir muamele yapılmış olmakla birlikte, bu muamele karşılığında bir para alınmamışsa vergiyi doğuran olay gerçekleşmeyecektir.

 

POS tefeciliği kapsamında değerlendirilen bir işleminin yapılması ve bu işlem karşılığında komisyon, işlem bedeli, faiz gibi isimlendirilen bir tutarın kredi kartı hamilinden nakden veya hesaben tahsil edilmesi halinde banka ve sigorta muameleleri vergisi açısından vergiyi doğuran olay gerçekleşecektir.

 

POS TEFECİLİĞİNDE UYGULANAN YÖNTEMLER

 

POS tefeciliği, Katma Değer Vergisi istisnasının uygulandığı külçe altın, gümüş ve kıymetli taş ticareti yapılan kuyumculuk faaliyetleri ile Katma Değer Vergisi Kanunu’na göre teslimi özel matrah şekline tabi olan kontör alım satım işlerinde çeşitli yöntemler uygulanarak gerçekleştirilmektedir.

 

Ekonomik hayatta kuyumculuk faaliyetleri ve kontör alım satım işlerinde uygulanan POS tefeciliği yöntemlerinden biri kredi kartı hamillerinin birikmiş borçlarının taksitlendirilmesi iken, uygulanan diğer bir yöntem ise; çeşitli nedenlerle nakit ihtiyacı bulunanların nakit ihtiyacının karşılanması için kredi kartı ile işlem yapılmasıdır.

 

A- KREDİ KARTI BORÇ TAKSİTLENDİRME YÖNTEMİ

 

Kredi kartı borç taksitlendirme yönteminde; kart sahibinin borcu internet bankacılığı veya bankamatikler aracılığıyla ödenmekte, aynı kredi kartı ile alışveriş yapılmış gibi işlem yapılmakta ve işlem bedeli taksitlendirilmektedir. İnternet ortamında yaptığımız araştırmada kredi kartı borç taksitlendirme yöntemine ilişkin sistemin:

 

– Kredi kartı hamilinin birikmiş borç tutarının POS tefeciliği yapanlarca kapatılması,

 

– Kapatılan borç tutarına yüzde 12 civarında vade farkı eklenerek yeni tutarın hesaplanması,

 

– Hesaplanan yeni tutarın mal ve hizmet alımı yapılmış gibi 12 eşit takside bölünerek üye işyeri POS cihazından çekilmesi

 

şeklinde gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

 

Yine bazı durumlarda kredi kartı veya vadesi gelmiş kredi borcunu ödeyemeyen tüketicilerin kredi kartı borçlarının, elektronik ortamda veya ATM cihazları ile POS tefeciliği ile iştigal eden kontör satıcısı veya kuyumcular tarafından ödendiği, ödenen tutara % 3 ile % 5 arasında değişen faiz ve komisyon geliri ilave edilmek suretiyle hesaplanan bedelin borç tutarı kapatılan kredi kartından tahsil edildiği görülmektedir. POS tefeciliği ile iştigal eden kontör satıcısı veya kuyumcular tarafından ödünç para verme işlemi niteliğindeki bu işlemlerin yasal defter kayıtlarına bir mal alım ve satımı işlemi gibi intikal ettirildiği görülmektedir.

 

Bu yöntemde POS tefeciliği ile iştigal eden kuyumcular kredi kartı hamiline altın satar gibi belge düzenlemekte, daha sonra ya aynı tüketiciden altın alır gibi düzenledikleri gider makbuzu ile satış gösterdikleri altını geri almakta ya da başkaca mükelleflerden mal hareketine dayanmayan alış belgesi temin etmek suretiyle kaydi envanter dengesini denkleştirmeye çalışmaktadırlar.

 

POS tefeciliği ile iştigal eden cep telefonu kontör ticareti yapanlar ise, ödünç para verme işlemi niteliğinde kredi kartları ile yaptıkları bu işlemler nedeniyle tüketicilere belge düzenlememekte, bunun yerine aynı iş kolunda faaliyet gösteren POS tefecileri ile karşılıklı belge alışverişi yapmak suretiyle yasal kayıtlarını denkleştirmektedir. Söz konusu POS tefecileri sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyerek 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun(9) 359. maddesinde düzenleme bulan vergi kaçakçılığı suçunu da işlemektedirler.

 

B- NAKİT İHTİYACININ KARŞILANMASI İÇİN KREDİ KARTI İLE İŞLEM YAPILMASI

 

Bu yöntemde bankaların kredi talebini geri çevirdiği ve nakit ihtiyacı olan kredi kartı hamilinin kredi kartı kullanılarak gerçekte mal veya hizmet satışı olmadığı halde böyle bir satış işlemi varmış gibi POS cihazı ile işlem gerçekleştirilmektedir. Ödünç para verme işlemi niteliğindeki bu işlemi gerçekleştiren POS tefecisi tarafından POS cihazı ile gerçekleştirilen işlem tutarından komisyon ve faiz düşüldükten sonra kredi kartı hamilinin nakit ihtiyacı karşılanmaktadır.

Örnek: 10.000,00 TL tutarında nakit ihtiyacı bulunan kredi kartı hamili POS tefecisine başvuruyor. POS tefecisi kredi kartı hamilinin kredi kartını kullanarak POS cihazı ile işlem bedelini, uygulanması istenilen taksit sayısına göre, ilgili bankadan erken tahsil etmesi halinde ödemek zorunda kalacağı komisyonu ve yapılan işlem için talep ettiği faiz tutarını hesaplayarak kredi kartı ile 11.000,00 TL tutarında işlem yapıyor. Daha sonra POS tefecisi kredi kartı hamiline nakit olarak 10.000,00 TL ödüyor. Böylece bankalarca bireysel veya ticari kredi talebi reddedilen kredi kartı hamilinin nakit ihtiyacı yapılacak işlemde uygulanmasını istediği taksit sayısına göre karşılanıyor. POS tefecisi de çek, senet, ipotek gibi araçlarla tahsil güçlüğü yaşayabileceği teminatlar almadan bankadan alacağını garantili bir şekilde tahsil edebiliyor.

POS TEFECİLİĞİNDE KONTÖR TİCARETİNİN KULLANILMASININ NEDENİ

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinde “ Özel Matrah Şekilleri” düzenlenmiş, 85 sayılı KDV Genel Tebliği’nin “C. Özel Matrah Şekli Uygulaması” başlığı altında; “Katma Değer Vergisi Kanununun 23’üncü maddesinin (f) bendi hükmünün Maliye Bakanlığı’na verdiği yetkiye dayanarak GSM operatör şirketleri tarafından sunulan cep telefonu konuşma hizmetlerinden faydalanmak üzere çıkarılan ön ödemeli hazır kartlar da dahil olmak üzere bütün telefon kartı ve jeton satışlarının özel matrah şekline göre vergilendirilmesi uygun görülmüştür. Buna göre, perakendeci bayiler tarafından yapılan telefon kartı ve jeton satışlarına ait KDV’nin bayi karına isabet eden KDV’yi ihtiva edecek şekilde perakendeci bayilere telefon kartı ve jeton teslimi yapan kuruluşlar tarafından beyan edilmesi gerekmektedir.

Bu durumda bayiler belirtilen kapsamdaki telefon kartı ve jeton satışları için ayrıca vergi hesaplamayacaktır. Öte yandan telefon kartı ve jeton satışları dahil bütün işlemleri özel matrah şekline göre vergilendirilenlerin katma değer vergisi mükellefiyeti tesis ettirmelerine gerek bulunmamaktadır.” şeklinde düzenleme yapılmış, bu düzenlemeyle perakende kontör satıcıları özel matrah kapsamına dahil edilmiştir.

Yukarıda açıklandığı üzere perakende kontör satışları özel matrah şekline tabi olup, ayrıca KDV hesaplanmamaktadır. Bu nedenle gerçekte bir ticari faaliyeti olmadığı halde POS cihazı ile satış yapılmış gibi işlem tesis eden kişiler, tefecilik faaliyetlerinin gizlenmesinde ticari faaliyet konusu olarak kendilerine özel matraha tabi olması nedeniyle kontör satışını tercih etmektedir.

POS TEFECİLİĞİNDE ALTIN TİCARETİNİN KULLANILMASININ NEDENİ

Mükellefler; altın üretimi ve işleme faaliyeti yapan firmalardan yapılan alımları fatura ile zati eşyalarını satan kimselerden satın aldıkları altın ve mücevher gibi kıymetli eşya için de gider pusulası tanzim ederek alışlarını belgelendirmektedirler.

Kuyumcuların yapmış olduğu ticari faaliyet nedeniyle; külçe altın teslimleri 3065 sayılı Katma Değer Vergi Kanunu’nun 17/4-g maddesi gereğince istisna kapsamındadır. Aynı kanunun 23/e maddesine göre ise altından mamul veya altın ihtiva eden ziynet eşyalarının tesliminde KDV’nin hesaplanmasında uygulanacak matrah açısından özel matrah şekline tabidir.

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinin (e) bendi hükmüne göre; Altından mamul veya altın ihtiva eden ziynet eşyaları ile sikke altınların teslim ve ithalinde matrah, külçe altın bedeli düşüldükten sonra kalan miktardır. Zira külçe altın teslimleri, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17/4-g bendi uyarınca KDV’den istisna edilmiş olup bedelinin oluşumunda rol oynayan külçe altın tutarının o malın bedelinden indirilmesi ve bedelin külçe altın dışındaki kısmı (işçilik + kar) üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir.

Konu ile ilgili olarak 9 seri No’lu KDV Genel Tebliği’nde gerekli açıklamalara yer verilmiştir:

Diğer taraftan, külçe altından (hurda altın dahil) altın mamulü veya altın ihtiva eden eşya imalatı ile uğraşanların yaptıkları işler karşılığında aldıkları ücretler üzerinden ayrıca katma değer vergisini hesaplayacakları tabiidir.”

Yukarıda açıklandığı üzere kontör satışlarının ve işçiliği olmayan veya az olan altın satışlarının özel matraha tabi olması, külçe (has) altın satışlarının katma değer vergisinden istisna edilmesi nedeniyle, bazı mükellefler tarafından kredi kartı ile faiz ve komisyon karşılığı ödünç para verme işlerinin kamufle edilmesinde, işçiliği olmayan veya az olan altın satışları ile külçe (has) altın satışları yapılan iş kolları özellikle tercih edilmektedir.

POS TEFECİLİĞİNİN TÜRK CEZA KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktöring ve Finansman Şirketleri Kanunu ile Mülga 90 sayılı KHK yürürlükten kaldırıldığı için, ödünç karşılığı para vermek, sadece banka statüsüne sahip anonim şirketlere tanınan yetkidir. Dolayısıyla ikrazatçılık faaliyeti kaldırılmıştır.

Kamu otoritesinin kontrolü dışında faiz karşılığında ödünç para verme işlemlerinin yapılması yasaklanmıştır ve suç olarak tanımlanmıştır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 241’inci maddesine göre; Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.

TCK’nın 241. maddesinin düzenlenmesiyle, faiz karşılığı bir başkasına bir defa ödünç para verilmesi halinde, tefecilik suçu tamamlanmaktadır. Suçun oluşması için, tefecilik faaliyetinin süreklilik arz etmesine, bunun meslek olarak ittihaz edilmesine gerek bulunmamaktadır. Bu konuda Yargıtayın eski görüşleri sürekliliğin aranması yönündeydi. Yeni TCK’nın yürürlüğe girdiği 1 Haziran 2005 tarihinden sonraki görüşlerinde Yargıtay süreklilik unsurunu aramamaktadır.

Tefecilik aynı zamanda özel belgede sahtecilik suçunu da doğurabilir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 207’ inci maddesi özel belgede sahtecilik suçunu düzenlemiştir. Türk Ceza Kanunu’nun 207’ inci maddesine göre, bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve kullanan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.   Bir sahte belgenin bu özelliğini bilerek kullanan kişi de yukarıdaki fıkra hükmüne göre cezalandırılır.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Günümüzde ekonomik sıkıntı içine düşen bazı işletmelerin, düşük komisyon ile kısa vadeli borç sağlamak amacıyla, tanıdıklarına ait kredi kartlarını satış yapıyormuş gibi pos makinasından geçirerek, kısa süreli finansman sağlama yoluna gittiği görülmektedir.

Bu durum vergi yükümlülerinin işyerlerinde ticari emtia satış hasılatlarının olduğundan daha yüksek çıkması sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Maliye Bakanlığı denetim elemanlarının vergi incelemesi yaparken kullandıkları bir yöntem, kredi kartı ekstreleri ile satış faturalarını karşılaştırmaktır.

Vergi inceleme elemanları çoğu zaman, aradaki farkı, faturası kesilmemiş satış olarak değerlendirip, mükellefe cezalı tarhiyat yapmaktadır. Olayın esasında bir satış olmadığı için, mükellefler açtıkları davaları gerçekte bir satış yapmadıklarını ispat edebilirlerse kazanmaktadırlar.

Ancak gerçekte bir satış yapmadıklarını iddia eden ancak kanıtlayamayan ya da kanıtları yetersiz görülen mükelleflerin kayıt dışı satış yaptıkları da kabul edilebilmektedir. Kayıt dışı satışın varlığının kabulü beraberinde gelir vergisi, geçici vergi, katma değer vergisi, kurumlar vergisi açılarından vergi ziyaı cezalarını ve özel usulsüzlük cezalarını beraberinde getirmektedir.

Hazine Müsteşarlığı’ndan izin almadan POS cihazlarını amaç dışı kullanılarak kredi kartı hamillerine faiz veya komisyon karşılığında ödünç para vererek faiz veya komisyon geliri elde edilmesi POS tefeciliği fiilidir. Söz konusu faaliyeti gerçekleştirenler 90 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 9. maddesine göre tefecilik suçunu işlemektedirler.

POS tefecileri, tefecilik faaliyetlerini gizlemek ve gerçekte yapılmayan kredi kartı işlemlerini gerçekte yapılmış gibi gösterebilmek amacıyla fatura ve benzeri belgeler düzenlemektedirler. Öte yandan kaydi envanter dengesini sağlamak amacıyla gerçek işlemlere dayanmayan sahte faturalar temin etmekte veya sahte gider pusulaları düzenlenmektedirler. Böylece POS tefecileri, tefecilik suçunun yanında sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleme ve kullanma fiilleri nedeniyle 213 sayılı VUK’un 359. maddesinde yer alan vergi kaçakçılığı suçunu da işlemektedirler.

POS tefecilerinin, 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 19. maddesine göre düzenlemek zorunda oldukları harcama belgeleri kredi kartı hamilinin gerçek mal ve hizmet alımı için değil ilgili mevzuatta belirlenen esaslara aykırı olarak kazanç elde etmek amacıyla sahte olarak düzenlenmektedir. Bu nedenle POS tefecileri hakkında 5464 sayılı Kanun’un 36. maddesi kapsamında sahte harcama belgesi düzenleme fiili nedeniyle suç duyurusunda bulunulması gerekmektedir.

Görüleceği üzere POS tefeciliği; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda öngörülen cezai yaptırım yanında, POS tefeciliğinde uygulanan yönteminin niteliğine göre 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nda öngörülen cezai yaptırımlarla da cezalandırılacak bir suçtur.

 

Mali Müşavir Füsun PUSATÇI

Adana SMMMO

fusunpusatci@gmail.com

 

KAYNAKÇA

htpp:/www.alomaliye.com/2008/kredi_karti_pos_aciklama.htm

İrfan VURAL, Yorum ve Açıklamalarla Kurumlar Vergisi Kanunu, Kurtiş Matbaacılık San.ve Tic.Ltd.Şti.

Doğan ŞENYÜZ, Açıklamalı ve Yorumlu 5520 Sayılı Kurumlar Vergisi Kanunu, Yaklaşım Yayıncılık,

Dn. 4. D.’nin, E.2005/433, K.2005/1724 sayılı Kararı.

Mustafa AKKAYA, Vergi Hukukunda Ekonomik Yaklaşım, Turhan Yayınevi,

VDD’nin, 06.07.2006 tarih ve E.2006/59, K.2006/212 Kararı.

Nurettin BİLİCİ, Vergi Hukuku, Seçkin Yayınevi, 2007, s.245

Nihat EDİZDOĞAN – Niyazi ÖZKER, Türk Vergi Sistemi, Ekin Kitabevi,

https://www.xing.com/img/outlink.gifhttp://www.turkhukuksitesi.com/makale_988htm “Tefecilik Suçu” Fatih Birtek

Yrg. 7. CD.’nin E.2004/17311, K.2007/3525 sayılı Kararı.