Küresel Finansal Krizler ve Türkiye Ekonomisine Etkileri

 Öz

Bu çalışmada amaç, akademik çevrelerce kabul edilen ilk modern kriz olan 1637 tarihli Lale Çılgınlığından günümüze kadar olan dünya ekonomilerinde ve Osmanlı Devleti sonrası Türkiye ekonomisinde meydana gelen krizlerin nedenleri; yayılış şekilleri; etki alanları; krizden çıkmak maksadıyla ne gibi tedbirler alındığı, alınan tedbirlerin nasıl sonuçlar doğurduğunu incelemek; son finansal krizin seçilmiş öncü ekonomiler üstündeki etkilerini analiz etmek ve bu çalışma aracılığıyla ilgili kriz literatürüne katkıda bulunmak hedeflenmektedir.

 Finansal sistemin olmazsa olmazı para hakkında, bulunduğu yer ve tarih konusunda değişik tartışmalar yapılıyor olunmasına rağmen ilk paranın bugünkü Anadolu topraklarında yaşamış bulunun Lidyalılar tarafından kullanıldığı, arkeolojik kazılar esnasında tespit edilmiştir. Finansal sistemde yüzyıllar içinde meydana gelen gelişmeler neticesinde para ve emtiaya, spekülatif bir nesne olma özelliği kazanmıştır. Kişiler, parasından ve malından daha fazla kar elde etmek maksadıyla riskli ve ahlaki olmayan yatırımlara yönelirler. Yatırımcıların parası ve malı vasıtası ile ölçüsüz risk alma ve kar elde etme iştahları bu yatırımların zamanla ortak noktası olur. Bu dönemlerde yatırım yapanlar, yatırım yaptıkları işten ziyade kazanacakları yüksek meblağlı paralara önem verirler. Bu davranış biçimleri, ekonomilerde küçük panikleri ve uluslararası çapta büyük buhranları meydana getirir. Böylece, modern dünyanın bilinen ilk büyük finans kriz, Lale Balonu olarak adlandırılarak 1637 yılında Hollanda’da yaşanmıştır. Lale çılgınlığını takip eden diğer küçüklü büyüklü krizler ortalama her on senede bir küresel ekonomide birtakım panikler ve bunalımlar yaratmıştır.

 Bu çalışma kapsamında Türkiye ekonomisinin 2008 küresel krizi öncesi ve sonrasındaki ekonomik durumları incelenerek uygulanan para politikaları ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Küresel Krizler, Türkiye, 2008 Krizi, Ekonomi

Giriş

Dünya, 2007 yılında ABD’de başlayan, 2008 yılında hemen hemen bütün dünyaya yayılan ve 2009 yılında da etkisi dereceli olarak azalmaya başlayan bir kriz yaşamıştır. Bu kriz bir finansal kriz olarak başlamakla birlikte ekonomik krize dönüşmüş ve benzeri görülmeyen krizlerden biri olarak ekonomi tarihine geçmiştir. 2008 krizi ile birlikte türev ürünler, üzerinde en çok konuşulan konulardan biri olmuştur.

İletişim alanında yaşanan gelişmelere paralel olarak uluslararası ticaret, geçmiş yüzyıllara boyunca hızla artmış ve son yüzyılın ikinci yarısı itibariyle küreselleşme adı altında durdurulamaz hale gelmiştir. Bu bağlamda küresel ekonomik güç olan ülkelerde yaşanan bunalımlar neticesinde krizlerin bulaşıcılığı derhal diğer ticari ortak ülkelere sirayet ettiği görülmüş ve küresel krizler daha da etkili hale gelmiştir.

Çalışma modern küresel krizlere odaklanırken aynı zamanda bu krizlerden en fazla etkilenen ekonomilere de vurgu yapmaktadır. Özellikle, 1872 yılının küresel krizinin ardından başlayan büyük krizler incelenirken bu krizlerden en fazla etkilenen ekonomiler üzerinde durulmuştur. 2008 yılının küresel krizi ise seçilmiş ekonomiler bazında çalışılmıştır.

1.1. Finansal Krizlere Neden Olan Faktörler

 Para ve bankacılık krizlerinin oluş nedenlerini anlamak ve özellikle ekonomik aktivitelerin kısıtlanmasına yol açan aktivitelerin neler olduğunu, finansal kriz ve bankacılık krizlerine yol açan faktörlerin ortaya konulması gerekmektedir. Finansal krizleri tanımlamak için dört faktör kategorisi vardır: Faiz oranlarının yükselmesi, belirsizliklerin artması, bilançoların bozulması ve banka panikleridir (Mishkin, 1996:18).

1.1.1. Belirsizliklerin Artması

 Mali piyasalardaki belirsizliklerde meydana gelen etkileyici artış, finansal ve finansal olmayan bozukluklar, durgunluk, siyasi istikrarsızlık ve borsa çökmeleri şeklinde göze çarpar. Kredi mercilerini, kötü kredi risklerinden korumakta fayda vardır. Belirsizliklerdeki artış ve bu sebeple daha fazla asimetrik bilgi ve ters seçim problemi oluşturur. Bunun sonucunda kredi veren ters seçim problemini çözmelidir (Mishkin, 1994:10).

1.1.2. Faiz Oranlarının Yükselmesi

 Faiz oranlarının yükselmesi, asimetrik bilgi ve bunun sonucunda ters seçim problemi sebebiyle kredi almak isteyenler daha yüksek orandan kredi almaya istekli olsalar dahi kredi temin ediciler, kredi vermekten vazgeçebilirler. Eğer yüksek riskli yatırımlar başarılı olur ise firmalar yüksek faiz oranından ödemeye tamamen hazır yatırım projelerini oluşturur ve bunun sonucunda daha fazla kâr elde ederler (Mihskin, 1996:18).

Piyasa faiz oranlarının yükselmesi durumunda, oluşan yeni koşullar sebebiyle iş yapmak isteyen şirketler, kredi talebinde bulunacaklar ve azalan para arzı nedeniyle kredi verenlerin kredi riski yüksek olan borçluların finansmanını sağlama olasılıkları artacaktır. Çünkü riskli borçluların yüksek faiz oranlarından borçlanmaya istekli olmaları düşük risk grubundan olan diğer firmalara göre daha fazladır. Ters seçim sebebiyle kredi verenlerin daha az istekli olmaları, kredilendirmede azalmaya sebep olacaktır. Bu azalma ise yatırımlarda ve toplam ekonomik faaliyetlerde azalmaya neden olacaktır (Şen, 2006:13).

1.1.3. Borsa Düşüşü

 Finansal piyasalarda ahlaki risk ve ters seçim, bilançoların bozulması sonucunu doğurur. Eğer bu bozulma çok etkili ise finansal krizlerine yol açar. En önemli yol finansal piyasada asimetrik bilgi problemini birlikte çözebilmeleridir. Birlikte ahlaki risk ve ters seçim problemini en aza indirebilirler (Mishkin, 2001:3).

Borsada meydana gelen düşüşler, mali piyasalarda ters seçim ve ahlaki risk problemlerine sebep olabilir. Çünkü borsadaki düşme eğilimi, firmanın borsa değerinde net bir düşmeye yol açar. Net değerdeki azalma, finansal kurumların kredi verme eğilimlerinde de bir azalmaya sebep olur. Bunun sebebi firmanın net değerinin karşılık olarak görülmesi anlayışıdır. Teminat değerinin azalması kredi verene daha az koruma sağlayacaktır. Buna ilaveten borsadaki düşüşün sonucu olarak şirketlerin net değerindeki azalma, ahlaki risk sorununu arttırır (Şen, 2006:14).

Ters seçim ve ahlaki risk problemi, borsaların düşüşünün finansal krizlere nasıl sebep olduğu için önemlidir. Borsa düşüşleri, mali piyasalarda ters seçim ve ahlaki risk problemini arttırabilirdi (Mishkin, 1992:119).

1.1.4. Banka Panikleri

 Banka paniklerinin nedeni asimetrik bilgidir. Bankalara para yatıran kimselerin paniği, diğer yatırım yapanları endişeye sevk edebilir. Bankalara kontratlı olarak vermiş oldukları paralarını çekebilirler. Bunun neticesinde bankalar, finansal sistemdeki görevini yerine getiremez hale gelirler. Para yatıran kimseler; bankaların paralarını geri ödeyip ödeyemeyeceğinin ayrımını yapmadan, bankalardan hızlı bir şekilde, paralarını çekmeye çalışacaklardır. Buna ilaveten, bankalar rezervlerindeki olumlu depozitlerini artırarak kendilerini korumayı isteyebilirler. Banka panikleri, kredi veren bankaların fonlarında azalmaya ve finansal aracılıkta yüksek maliyetlere, yatırımların azalmasına ve ekonomik aktivitenin düşmesine sebep olur. Ayrıca banka panikleri yüksek faize de sebep olur. Banka panikleri sebebiyle likiditenin azalmasından dolayı kredi arzında bulunan kredi vericiler, kredi kısıtlaması yapabilirler. Görüldüğü gibi faiz oranlarındaki artış, kredi piyasasında ters seçim probleminin artmasına ve firmaların net değerinin azalmasına neden olarak ahlaki risk ve ters seçim problemine sebep olur (Mishkin, 1991:121).

1.2. 2008 Küresel Finansal Krizi

 Literatürde ekonomik krizlerin sınıflandırılmasıyla ilgili değişik yaklaşımlar olmakla birlikte, temel bir ayrım, mal-hizmet ve işgücü piyasalarını kapsayan reel sektör krizi ile bankacılık, para-döviz, dış borç-ödemeler dengesi ve borsa gibi türlere ayrılan finansal krizler şeklinde gözlenmektedir. Ekonomi ve finans terimi olarak kriz; mal, hizmet, faktör ve para-döviz piyasalarında tolere edilebilir düzeyi aşan dalgalanmayı anlatır. Finansal krizler ise, yanlış seçim ve ahlâki tehlike sorunlarının giderek kötüleşmesi nedeniyle verimli yatırım olanaklarına sahip finansal piyasaların fonlarını etkili biçimde kanalize etme etkinliklerini kaybetmeleri nedeniyle ortaya çıkan doğrusal olmayan bir bozulmadır (Kibritçioğlu, 2001).

2008 yılı ABD’de düşük teminatlı ipotek krizi nedeniyle konut piyasasındaki hareketlerle başlamış ve finansal piyasalarda yaşanan dalgalanmalar sonucunda büyük bir etki yaratmıştır. Bear Stearns’in zora girmesi ile başlayan süreç, domino etkisi yaratarak Ekim 2008’e kadar Asya piyasalarına yayılmıştır. Önceki FED Başkanı Greenspan Mart 2008’de yaşanan gelişmeleri İkinci Dünya Savaşı sonrası en büyük finansal kriz olarak tanımlamış ve yaşanmakta olan resesyonun çok şiddetli olabileceğini dile getirmiştir.

Kriz gelişmiş ülkelerde başlamasına rağmen, 2008 ortalarından itibaren gelişmekte olan ülkeleri de etkilemeye başlamıştır. Bu ülkelerin çoğunda; borsalar ciddi değer kayıpları yaşamış, ülke paraları değer yitirmiş, ülke tahvilleri ve ticari bonolarda risk primleri artmış, yabancı sermaye akımları ve banka borçlanmaları ise önemli oranda düşmüştür. Uluslararası piyasalarda yaşanan gelişmeler karşısında finansal sisteme olan güvenin tekrar artırılması için ABD ve Avrupa’da merkez bankaları ve hükümetler tarafından önemli meblağlara ulaşan kurtarma paketleri açıklanmıştır.

ABD’de 2007 yılında subprime mortgage kredilerinde geri ödemelerde yaşanan sıkıntılardan dolayı ortaya çıkan finansal dalgalanma birbiriyle ilişkili ve çok hassas dengeler üzerine kurulu ABD piyasalarında büyük etki yaratmıştır. Mortgage kredilerine dayalı menkul kıymetler ile kredi türev ürünlerinin risklerinin yanlış ölçülmesi, zaman zaman da finansal mühendislik teknikleri kullanılarak ölçülemez hale getirilmesinden dolayı denetleyici yapının eksiklikleri finansal kurumları etkilemiş ve mortgage kredi krizi olarak ortaya çıkan kriz ilerleyen zamanda küresel bir likidite krizine dönüşmüştür.

1.3. 2008 Küresel Finansal Krizinin Nedenleri

 Mortgage krizinin etkileri, ABD ekonomisi üzerinde 2007 yılının üçüncü çeyreğinden itibaren hızlı bir şekilde hissedilmeye başlandı. Mortgage piyasasında bulunan her aktör daha fazla para kazanmak arzusu ile kapasitesinin üzerinde riskler aldı. Kredi kullanan kimse almış olduğu evden edeceği karla ilgileniyordu. Bankalar daha fazla nasıl konut kredisi kullandırırım telaşına düştüler. Kredi derecelendirme kuruluşlarının gayri ahlaki derecelendirme yapmaları, Hedge Fonların para kazanmak maksadıyla katlanabileceğinden daha büyük risklere girmesi sonucunda oluşan kriz sonuç olarak vergi mükellefinin sırtına devlet tarafından trilyonlarca ABD Doları olarak yüklendi. Çalışmanın bu kısımda krizin başlıca temel nedenleri üzerinde durulacaktır.

1.3.1. Likidite Fazlalığı ve Uygun Kullandırılmayan Krediler

 Amerikan tarihinde en fazla FED başkanlığı yapan ikinci kişi olan Alan Greenspan bu sorunu ilk fark eden ekonomistlerden birisi olmuştur. 2004 ve 2006 yıllarında faiz oranlarını %1’den %5,25 yükseltti. Fakat sabit faiz oranlı ipotekli konut kredisi oranlarında bir değişim görülmedi. Greenspan, bono piyasası bilmecesi adını verdiği açıklamasında ABD’nin borç alabileceği borç faiz oranlarının artık arz fazlası veren dış ülkelerce belirlendiğini fark etti. Çin, Japonya ve diğer ülkeler tasarruflarını ABD hazine kağıtlarına veya kefil olduğu kağıtlara yapıyordu. Yatırımcı ülkeler Fannie Mae ve Freddie Mac’in garanti vermiş olduğu menkul değerleri aldılar. Yabancı yatırımcılar, balonu finanse ederek sistemi ayakta tuttular (Roubını ve Mıhm, 2010:89-90). Sermaye bolluğu, düşük faiz oranları ve kredilerin paketlenerek riskten kurtulmak gibi nedenlerle, kredi skoru uygun olmayan kimselere özenli araştırma yapılmadan kredi kullandırıldı (Şen, 2006).

1.3.2. Mortgage Kredilerinin Yapısal Bozulması

Fanni Mae 2008 mortgage krizinin başladığı 2007 yılında ödenmemiş ana para dengesi 643,8 milyar ABD doları oldu. Bu rakamın ağırlıklı not ortalaması %6,51 oldu. Kriz öncesi dönemde bu rakam %5,63 olmuştu. Ağırlıklı ortalama kredi değeri 2004 yılında %71,4 oranından krizin başladığı 2007 yılında %75,5 oranına yükseldi. Kredi skoru 0-620 puan aralığında bulunan Subprime kredi kullanıcılarına açılan kredi, 2004 yılında %5,6 oranı ile sınırlıydı. Krizin yayılmaya başladığı 2007 yılında %6,3 puana ulaştı. 2013 yılını da içine alan bir dönemle karşılaştırıldığında bu rakamın rekor seviyede olduğu görüldü. 2013 yılında bu oran, %1,4 oranında gerçekleşti. 620 ile 660 puan arasındaki Alt A kredi kullanıcıları kriz öncesi ve kriz döneminde değişiklik olmadı. Bu oran %11,5’tir. Fakat 2013 ile karşılaştırıldığında rakam 2013’ün çok üzerindedir. 2013’te oluşan oran %3,4’tür. Prime krediler 2007 yılında %81,4 puanla kapatmışlardı. Fakat bu rakam 2013 yıl itibari ile %95,2 puana yükselmiştir. 2007 yılında sabit faiz oranı ile kredi kullanan gayrimenkul alıcılar toplam kredi içindeki payı %90,1 olarak gerçekleşti. Aynı dönemde ayarlanabilir oranlı faizle kredi kullanma oranı %9,9 olarak gerçekleşti. 2013 yılında sabit oranlı faiz ile kredi kullananların oranı %97,7 olurken, ayarlanabilir oranlı faizle kredi kullanan oranı sadece %2,4 olarak gerçekleşti. 2007 yılında re finansman oranı %50,4 puan oldu. Bu rakam 2013 yılında %70,2 puana ulaştı. Kredilerin geri ödeme esnekliği arttı (Fannie Mae, 2014).

NAHB (National Association of Home Builder) konut endeksi, alıcıların beklentilerini gösteren bir endekstir (BDDK, 2008:46). 2006 yılından itibaren azalmaya başladı. 2006 yılında 33, 2007 yılında 18 ve krizin dip yaptığı 2008 yılında 9 gibi bir rakama düşmüştür. 2013 yılına gelindiğinde ancak 2005 yılındaki değer olan 57’ye ulaşıldı. Endeks 8 yıl sonra 2005 değerlerine ulaşmış oldu.

1.3.3. Konut Fiyatlarındaki Spekülatif Artışlar

 2007 yılında Amerika’da meydana gelen mortgage balonun ilk etkileri, 2005 yılından itibaren hissedilmeye başladı. Konut fiyatları, ABD vatandaşlarının satın alamayacağı seviyelere ulaştı. Düşük faiz oranı ve peşinatsız krediler ile sistem devam ettirilmeye çalışıldı. 2006 yılının ilk altı ayında ev fiyatların da hızlı düşüşler yaşandı. Asıl sıkıntılar alt gelir grubundaydı. Ev fiyatları düştü. Konut satışlarında azalmalar yaşanmaya başlandı ve faizler arttı. 2007 yılında 30 gün vadeli faiz oranı, 4,25 puanda işlem gördü. 2008 yılının sonunda bu rakam 0,25 puan oldu. 2009 senesinde bu faiz oranı 0,12 civarında azaldı. 30 günlük faiz oranındaki bu düşüşlerin bir benzeri de 90 günlük faiz ve mortgage faiz oranlarında yaşandı. Mortgage faiz oranları FED’in yapmış olduğu faiz ayarlamasından etkilenerek 30 yıllık sabit mortgage kredileri faiz oranı 2007 yılında 6,40-6,02, 2008 yılında 6,14-5,63, 2009 yılında 5,36-4,81 ve 2013 yılını ise 4,53 puan aralıklarında kapattı (Kutlu ve Demirci, 2011).

1.3.4. Menkul Kıymetleştirmede Yaşanan Sorunlar

 Menkul kıymet ihraç eden kurumun teminatı ile SPV (Special Purpose Vehicle) teminatlandırılmış borç yükümlülüklerinin CDO (Collaterelized Debt Obligations) ihracı yapar. Yatırımcılar tarafından CDO’lar, SPV’lerden satın alınır. Yatırımcılar anapara ödemesini SPV’ler vasıtası ile bankalara yapar. Bankalar, anapara ve kupon ödemesi şeklinde borçlarını yatırımcıya öderler. SPV, bir nevi bankaların kredi riskini bilançolarından uzaklaştırmak maksadıyla kurulmuş şirket olarak düşünülebilir. Menkul kıymetleştirmede asıl sıkıntı ikinci piyasalardı. Bankalar paralarını teminat altına alarak kendilerini güvende hissetti. Teminatlandırılmış borç senedi ile ev alan kimseler kullanmış olduğu krediyi geri ödeyemedi. Bunun sonucunda yatırımcıya, anapara ve kupon ödemeleri yapılamadı. Sub Prime kredilerin menkul kıymetleştirmesi mortgage sistemine büyük zarar verdi (BDDK, 2008:14-53).

2005 yılının 3. çeyreğinden itibaren sub prime kredilerde bir ödeme sıkıntısı görülmeye başlandı. Bu sıkıntının kaynağı ayarlanabilir faiz oranlı mortgage kredileridir.

1.4. 2008 Finansal Krizinin Gelişimi

 9 Ağustos 2007 tarihinde Fransız Bankası olan BNP Paribas sahip olduğu fonlardan mevduat çekme işlemini askıya almıştır. Bu durdurma işlemi, 2008 mortgage krizinin tetikleyicisi olmuştur. Mortgage balonu sebebiyle oluşan sıkıntılar 2005 yılından itibaren kendini tüm ABD’de hissettirmeye zaten başlamıştı (Kutlu ve Demirci, 2011).

ABD’de, kredi faiz oranlarının düşük olması ve alınan gayrimenkullerin fiyatlarının sürekli yükselecek olması inancı gibi sebepler, kredi kullanan kimselere rahatlık hissettirmekteydi. Tüketiciler, koşulların uzun süre böyle devam edeceğini düşünerek yüksek miktarlarda borç alıyorlar, evlerini tekrar ipotek göstererek aldıkları paraları başka işlerde harcamaktaydılar. 2006 ve 2007 yıllarında ev fiyatlarında düşüşlerin başlaması ve faiz oranlarının yükselmesi, kredilerin geri ödenmemesi sorununu doğurmuştur. Sabit faiz oranı ile mortgage kredisi kullananlar için bu durum daha az sorun oluşturmaktaydı. Ayarlanabilir faiz oranlı mortgage kredisi kullananlar daha sıkıntılı bir duruma düşmüşlerdi. Çünkü faiz oranları yükselmeye başlamıştı (Delice, 2003:60). Sub-prime mortgage krizinin etkileri ile ödeme güçlüğüne giren ipotekli konut kredisi kullanan kimseler ödemelerini gerçekleştirememiştir. Yatırımcılar ve sigorta kuruluşları, ekonominin tepetaklak olması ile zor durumda kalmışlardır. 12 Mart 2007 tarihinde New Century Financial Corporation, iflas ettiğini duyurmuştur. Bear Stearns Yatırım Bankası, yatırımcılarına hedge fonlara yatırılan paraların rakip bankalarca kurtarılmasına izin verilmeyeceğini açıkladı. Bear Stearns’in yatırım fonları iflas ederek JP Morgan’a satılmıştır (Kutlu ve Demirci, 2011:125).

2007 yılının ilk aylarından itibaren ABD ekonomisi ve diğer ekonomiler durgunluk haline bürünmüştür. Dünya Bankası, yayınladığı istatistiklerde ve raporlarda dünya ekonomisinin büyüme hızında bir azalma beklediğini duyurmuştur. FED, Aralık 2007 tarihinde 30 ve 90 günlük faiz oranlarını ortalama 4,23-4,25 aralığından belirlemiştir. 22 Ocak 2008’de faiz oranlarını düşürerek 2,90 seviyesine geriletmiştir. Yapılan bu işlem, son 25 yıl içinde yapılmış en büyük faiz indirimi olmaktaydı. FED, krizle mücadele etmek maksadıyla faiz indiriminden sonra piyasaya likidite desteği vermeye karar vermiştir. 7 Mart 2008 tarihinde piyasalara 200 milyar ABD doları destek sağlanmıştır. Bear Stearns, bilançosundaki olumsuzluklar nedeniyle ABD Hükümetinin yol göstericiliğinde 7 Mart 2008 tarihinde JP Morgan’a satılmıştır. ABD Hükümetinin desteğinde kurulmuş olan Fannie Mae ve Freddy Mac’in bilançolarında da bozulmalar mevcuttu. Bu iki kurum için ABD tarihinde daha önce hiç görülmemiş bir kurtarma planlandı ve hemen uygulanmaya kondu. 10 Eylül 2008 tarihinde vergi mükellefinin sırtına 5 trilyon ABD doları yeni borç eklenmiş oldu. Lehman Brother şirketinin bilançosunda bozulmalar yaşanmaktaydı. Şirketin mali yapısında çok miktarda toksik atık içeren kıymetli kâğıtlar mevcuttu. Hazine Bakanlığı, toksik atıkların çokluğu sebebiyle Lehman Brother’ı kurtarmadı. 12 Eylül 2008 tarihinde Lehman Brother, iflas ettiğini açıkladı. Merill Lynch’in bilançosundaki bozulmaları önlemek maksadıyla Bank of America 50 milyar ABD Doları destek sağladı. Morgan Stanley ve Goldman Sachs, daha fazla risk almadan yatırım bankacılığı ve ticari bankacılık statülerinden ayrılarak mevduat bankacılığına 22 Eylül 2008 tarihinde geçti.

FBI (Federal Bureau of İnvestigation), 24 Eylül 2008 tarihinde sub prime mortgage krizindeki rolleri nedeniyle Freedy Mac, Fannie Mae, Lehman Brother ve AIG hakkında soruşturma başlattı. ABD’nin en büyük tasarruf ve kredi kuruluşu olan Washington Mutual yapılan pazarlıklar sonucunda JP Morgan’a 1,9 milyar ABD dolarına satılmıştır. Warren Buffet, gölge bankacılık krizine önceden almış olduğu tedbirler nedeniyle ayakta kalmıştı. Buffet, 3 Milyar ABD doları değerindeki General Electric’in 1 milyar Dolarlık kısmını, 1 Ekim 2008 tarihinde alarak krizden büyüyerek çıktı (Kutlu ve Demirci, 2011).

1.5. 2008 Küresel Krizinin Sonuçları

 ABD kaynaklı 2008 mortgage krizinin sonuçları, temel ekonomik verilere dayanarak aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir.

1.5.1. Konut Fiyatlarındaki Düşüşler

 S&P Case Shiller Konut Endeksi, 2001 ile 2007 yılları arasında mortgage kredi piyasasında yaşanan gelişmelere paralel olarak sürekli artan seyirde izlemiştir. Konut fiyatları, çok yüksek seviyelere ulaşmıştır. Mortgage kredi piyasasında yaşanan olumsuz gelişmelerin etkileri, 2007 yılından itibaren piyasalarda hissedilmeye başlamıştır. Case-Shiller konut endeksinde 2007 yılından 2013 yılına değin genel olarak düşüşler görülmüştür. Konut fiyatlarının düşmesi ile haciz ve icralar izlenmiştir. Konut satışları düşmüştür. Mortgage kredisini ödeyemeyen kişiler ve yatırımcılar önemli maddi zararlara uğramıştır.

1.5.2. Büyüme Oranlarındaki Düşüşler

 ABD GSYİH (Gayri Safi Yurtiçi Hasıla) büyüme oranı, 2003 yılından 2005 yılına kadar yıllık ortalama %6 civarında bir büyüme oranı yakalamıştır. Krizin ilk etkilerinin görünmeye başladığı 2006 yılından itibaren GSYİH büyüme oranında düşüşler izlenmiştir. 2008 ile 2009 yıllarında krizin olumsuz etkisi sonucu ABD ekonomisi, sırasıyla %1,7 ve %2,1 oranında küçülme yaşamıştır. 2010 yılından itibaren ekonomi kendisini toparlasa da 2002 yılındaki birçok veriyi yakalayamamıştır.

1.5.3. İşsizlik Oranındaki Artışlar

 ABD’de 2007 yılında mortgage krizi öncesinde işsizlik oranı %4,7 seviyelerindeydi. ABD ekonomisindeki bozulmanın etkileri, 2009 yılından itibaren piyasalarda hissedilmeye başlamıştır. İşsizlik oranları, 2009 yılı itibari ile bir önceki yıla göre %100’e yakın oranda artış göstermiştir (Kutlu ve Demirci, 2011).

1.5.4. Artan Kamu Borcu

 ABD’nin 2006 yılındaki GSYİH’si 13,8 trilyon ABD doları ve toplam kamu borç stoku, 8,27 trilyon dolar olarak gerçekleşmiştir. Kamu borcunun GSYİH’ye oranı %63 oranındaydı. ABD ekonomisinin bu görünümü oldukça sağlıklı görünmekteydi. 2008 ve 2009 yıllarından sonra kamu borcunun GSYİH oranı, hızlı bir şekilde artmaya başlamıştır. GSYİH’deki artış, kamu borcunda oluşan artıştan daha az seviyelerde olmuştur. Firma borçlarına garanti verilmesi, bazı yatırım bankalarının toksik atıklarının ve borçlarının üstlenilmesi, kamu borcunu daha da arttırmıştır. 2011 yılından itibaren kamu borcunun GSYİH oranı, %105 gibi rakamlara yükselmiştir. Sağlıklı yapı oldukça bozulmuştur. Bu durum, bir kimsenin gelirinden daha fazla harcama yapması durumu ile benzerdir. ABD ekonomisinin cari açığı da aynı oranda artmaya devam etmiştir. Bu veriler ilerleyen dönemler için sağlıklı sinyaller vermemeye başlamıştır (Kutlu ve Demirci, 2011).

1.5.5. Enflasyon Etkisi

 Krize karşı ABD hükümetleri tarafından kurtarma, sermayelendirme ve canlandırma paketleri olarak adlandırılan çeşitli parasal genişleme para politikası araçları ile müdahalede bulunulmuştur.

Bu politikalar, yasalar ile güvence altına alınmıştır. Piyasalara krizin etkilerini azaltmak için milyarlarca ABD doları likidite desteği sağlanmıştır. Piyasada oluşan likidite fazlalığı ile faiz oranları sıfıra yakın bir rakama geriletilmiştir. Yapılan işlemler mantıklı olarak görülse de piyasada çok miktarda dolar bolluğu oluşmasına zemin hazırlanmış olmuştur. Bu durum da enflasyonun yükselmesine neden olmuştur. 2008 ve 2009 yıllarında yapılan kurtarma paketlerinin etkisi ile fiyatlarda yukarı yönlü kıpırdanmalar izlenmiştir (Kutlu ve Demirci, 2011).

1.6. 2008 Küresel Krizinin Türkiye Ekonomisine Etkileri

 Global ekonomik sistem içerisinde her ülke uluslararası finansal sisteme şöyle ya da böyle bir şekilde bağımlıdır. Her ülke uluslararası ekonomik sisteme bağımlılığı kadar 2008 küresel krizinden etkilenmiştir. Ülkeler, krizin farklı ve olumsuz etkilerini en aza indirmek için ekonomik ya da sosyal yardım paketlerini birer birer zaman içinde yürürlüğe koymuştur. Bu ülkeler arasında yer alan Türkiye de krizin ekonomi ve sosyal yaşam üzerindeki olumsuz etkilerinden korunmak için 7 adet önlem paketi oluşturarak hayata geçirmiştir (Özkaya, 2009).

1.6.1. Dış Talepte Durum

 Türkiye’de 2006 ve 2008 yılları arasında ihracat rakamlarında rekor yükselişler izlenmiştir. İhracatta yıllık ortalama 20 milyar ABD doları artış olmuştur. O dönemlerde toplam ihracatın %65‘i, 2008 krizinin ağır bir şekilde hissedildiği Avrupa ülkelerine yapılmaktaydı. Amerika Kıtası ile yapılan ihracatın toplam ihracat içindeki payı ise yaklaşık %6 oranındaydı. 2008 küresel krizinin dünya ülkelerini etkilemeye başlaması ile birçok ülkenin dış talebinde yavaşlama veya daralma izlenmiştir. Bunun sonucunda, Türkiye’nin bazı ülkelere olan ihracat artış hızı gerilemeye başlamıştır. Türkiye’nin toplam ihracatında Avrupa’nın ve Amerika’nın payı, sırasıyla, %50’ler ve %4-5’ler seviyesine inmiştir.

1.6.2. Dış Kredilerde Durum

 Kamu ve özel kesimi tarafından 2008 yılı küresel krizi öncesinde ve sonrasında hazine garantili ve hazine garantisi taşımayan çeşitli krediler kullanılmıştır. Hazine garantili krediler, kamu ve özel kesim tarafından çeşitli yurtdışı kredi kuruluşlarından sağlanmıştır. Bu kuruluşlar arasında kamu finansman kuruluşları, yatırım kalkınma bankaları, Avrupa Konseyi yatırım bankası, Dünya Bankası ve yabancı ticari bankaları bulunmaktaydı. Krediyi kullanan kurum ve kuruluşların başında, Mahalli İdareler, Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ), Türkiye Elektrik İşleri Anonim Şirketi (TEİAŞ), Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demir Yolları (TCDD), Kamu bankaları ve Türk Hava Yolları (THY), Türkiye Petrol Rafinerileri Anonim Şirketi (TÜPRAŞ), Ereğli Demir Çelik gibi kurum ve kuruluşlar gelmekteydi.

Kamu ve özel kesim hazine garantili borçları 2006 yılından itibaren düzenli olarak artış kaydetmiştir. Ancak, 2008 krizi ile birlikte özel kesimin finansal olmayan kuruluşları, kriz ortamı sebebiyle yeterli kredi temin edemediği veya almak istemediği anlaşılmıştır.

1.6.3. İç Kredilerde Durum

 Bankacılık sektörü tarafından 2006 ve 2007 yılları arasında bireysel kredi kullandırma oranı, hızlı bir şekilde artmıştır. 2007 yılı sonu itibari ile kullandırılan toplam kredi hacminde bir önceki yıla nazaran ortalama %25 oranında artış izlenmiştir. Krizin patlak verdiği 2008 yılında faiz oranlarında görülen artış neticesinde kredi genişlemesi yavaşlamıştır. 2009 yılı sonunda faiz oranlarında izlenen düşüşe paralel olarak bankacılık sektörünün açmış olduğu bireysel ve ticari kredilerde genişlemeler izlenmiştir (Özkaya, 2009).

1.6.4. Merkezi Yönetim Bütçesinde Durum

 2007 yılı sonrasında, faiz hariç harcamaları kapsam dışı bırakılırsa toplam harcamalar toplam gelirden daha az seviyelerde izlenmiştir. Faiz harcamaları, 2007 yılından itibaren sürekli artmıştır. 2007 yılında faiz harcaması 49 milyar TL olurken 2009 yılında faize ödenen meblağ 54 milyar TL olmuştur. Bu rakam, 2007 ile 2013 yılları arasında ödenmiş olan en yüksek faiz miktarı olmuştur. Merkezi yönetimin toplam harcamaları 2007 yılından itibaren sürekli olarak artış göstermiştir. 2007 ile 2013 yılları arasında cari transfer harcamalarına bakıldığında 2007 yılında 64 milyar TL olan cari transfer harcamaları, 2009 yılında yüksek bir artış göstererek 92 milyar TL’ye yükselmiştir. Cari transfer harcamalarının bu kadar yükselmesinin en önemli nedenleri arasında kriz dolayısıyla Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan, işsizlik sigortası fonundan ve tarım kesimine yapılan doğrudan desteklerden gelen harcama artışları gösterilmektedir (Özkaya, 2009).

2007 ile 2013 yılları arasında gelir artışlarındaki artış miktarı, kriz sebebi ile 2008 ve 2009 yılları arasında yavaşlamıştır. Ancak, vergi gelirlerinde izlenen artış 2009 yılından itibaren önemli bir ivme kazanmıştır. Vergi gelirleri içerisinde dolaylı vergilerin oranı hızla artmıştır. Dolaylı vergiler, genel olarak adaletsizlik olarak nitelense de hükümete büyük bir gelir imkânı yaratmıştır.

Türk Halkı, krizin başladığı 2007 yılında ceza ödemeleri için ortalama 16 milyar TL ceza ödemekteydi. Ancak, krizin derinleştiği 2009 yılında hükümetin aldığı tedbirler dolayısıyla ceza rakamları 23 milyar TL’ye çıkmıştır. KİT’lere sermaye artırımı maksadıyla yapılan ödemeler 2008 yılında düşüş gösterse de 2009 yılında tekrardan artmıştır.

Bütçe dengesi 2007 yılında 14 milyar TL açık verirken kriz nedeni ile alınan önlemler ve diğer sebeplerden dolayı, 2009 yılında bütçe dengesi 53 milyar TL açık vermiştir. 2010 yılından itibaren bütçe dengesi, yeniden ortalama 20 milyar TL seviyesine gerilemiştir.

2009 yılında faiz dışı fazla hedefi doğrultusunda 441 milyon TL’ye inmiştir. 2010 yılından itibaren faiz dışı denge 9 milyar TL, 2011 yılında 25 milyar TL’ye yükselmiştir. Faiz dışı fazla ile gelir gider arasında fark makul seviyeye düşürülmüştür.

1.6.5. Merkez Bankası Döviz Rezervlerinde Durum

 2007 yılında Merkez Bankası döviz rezervleri 68 milyar ABD doları seviyesindeydi. 2008 yılının eylül ayına kadar Merkez Bankası döviz rezervleri, 76 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Daha sonra krizin olumsuz etkileri, Merkez Bankası’nı da etkileyerek aralık ayında rezervleri, 70 milyar ABD Doları seviyesine düştüğü izlenmiştir. 2009 yılı sonunda ise 60 milyar ABD dolarına kadar gerilemiştir. 2010 yılı itibari ile Merkez Bankası’nın döviz rezervleri tekrar artmaya başlamıştır.

1.6.6. İşsizlik Oranında ve Ekonomik Büyümede Durum

 2008 küresel krizinin Türkiye’ye olumsuz yansımalarından en çarpıcı olanlarından biri de işsizlik oranlarında izlenen artışlardır. İşsizlik oranları, önemli bir ekonomik göstergelerden biridir ama sosyal etkileri de olan bir göstergedir. Krizin başladığı 2007 yılında işsizlik oranı %9,2 seviyelerindeydi. 2008 yılından itibaren işsizlik rakamları çift haneli rakamlara ulaşmıştır. 2008 yılında %10’a ve 2009 yılında zirve yaparak %13’e ulaşmıştır. 2009 yılı, işsizlik oranları için bir dönüm noktası özelliğini taşımaktadır. 2009 yılından sonra işsizlik oranlarında düşüşler yaşansa da kriz öncesi seviyesine inmekte zorlanmıştır.

2007 yılında harcama yöntemi ile tespit edilen GSYİH’ye göre ekonomi %4,7 oranında büyümüştür. 2008 yılında ekonomideki büyüme, %0,7 seviyesinde gerçekleşmiş ve 2009 yılında %4,8 oranında küçülmüştür. 2010 ve 2011 yıllarında ekonomideki büyüme %9’lar seviyelerinde seyretmiştir. Daha sonraki yıllarda durgunluk ve yavaşlama izlenmiştir.

1.6.7. Enflasyonda ve Faiz Oranlarında Durum

 Türkiye’de 2007 yılında ÜFE (Üretici Fiyat Endeksi) %5,94 ve TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) %8,39 olarak hesaplanmıştır. Krizin etkilerinin artması ile 2008 yılında ÜFE ve TÜFE değerlerinde artışlar izlenmiştir. Bunun üzerine Merkez Bankası, gecelik borç verme faiz oranlarını %20 seviyesinden %17,50 seviyesine düşürmüştür. 2009 yılında ÜFE %5,93 ve TÜFE %6,53 seviyesine gerilemiştir. Merkez Bankası, piyasaya likidite desteğini arttırmak maksadıyla gecelik borç verme faiz oranlarını %9 seviyesine indirmiştir. 2011 yılında Avrupa’nın borç krizine girmesiyle Türkiye’de enflasyon rakamları çift basamaklara ulaşmıştır. Bunun üzerine Merkez Bankası, 2011 krizinin etkilerinden kurtulmak için faiz oranlarını düşürerek genişletici para politikası uygulamasına geçmiştir (Özkaya, 2009).

1.6.8. Kamu ve Özel Kesimlerin Borçlarında Durum

2007 yılında Türkiye’nin brüt dış borç stoğu 250 milyar ABD doları seviyesindeydi. Bürüt dış borç stoğu miktarını, kamu sektörü, özel sektör ve TCMB tarafından yurt dışından sağlanan krediler oluştırmaktaydı. 2007 yılında brüt dış borcun 67 milyar ABD dolarlık kısmını merkezi yönetim tarafından kullanılan krediler oluşturmaktaydı. Geriye kalan 183 milyar ABD dolarlık kısmı, özel kesim dış finansman borcu olarak tanımlanmaktaydı. Finansal krizin etkilerinin hızlı bir şekilde hissedildiği 2008 yılında Türkiye’nin dış borç stoğu, 30 milyar ABD doları kadar daha yükselmiştir. Bu artışın büyük çoğunluğu özel kesime aitti. 2008 yılında kamu kesim her ne kadar dış borçlanmaya gitmese de iç borçlanmada bir önceki yıla nazaran 20 milyar TL daha iç borçlanma yapmıştır. Ancak, yurt dışından sağlanan finansman kredilerinde düşüş gözlenmiştir.

Krizin derinleştiği 2009 yılında Türkiye’nin brüt dış borç stoğu bir önceki yıla nazaran azalsa da hazine iç borçlanmasında 55 milyar TL kadar artışa gidilmiştir. Hazineye ait iç borçlanma 2010 yılında rekor düzeyde artarak 552 milyar TL’ye çıkmıştır. Hazine iç borçlanması 2 yılda ortalama 250 milyar TL’den 552 milyar TL’ye yükselmiştir. Ancak, kamu kesimi dışardan borçlanmamaktaydı. 2011 yılından itibaren brüt dış borç, hızlı bir şekilde artmaya başlamıştır. Dış borcu özel sektör arttırmaktaydı.

2011 yılından itibaren hükümetin almış olduğu sıkı borçlanma politikaları ile iç borç düşürülmeye başlanmıştır. Bunun nedeni ise iç borçtaki ve dış borçtaki artışlar finansal kırılganlıklar riskini arttırmaktaydı. 2011 yılında Avrupa borç krizi ile dış ülkelerden temin edilen finansman kredileri aniden yavaşlamıştır. Dış finansman kredisi, 2010 yılında ortalama 6 milyar ABD doları seviyesindeyken 2011 yılında 1,2 milyar ABD dolarına inmiştir (Özkaya, 2009).

1.6.9. Ödemeler Dengesinde Durum

 2007 yılında ödemeler dengesi ortalama 38 milyar ABD doları seviyesinde açık vermiştir. Kriz, 2009 yılında Türkiye’nin ödemeler dengesine olumlu etkide bulunarak bu yılın ödemeler dengesi, 12 milyar ABD dolarlık açık vermiştir. Bir önceki yıla göre 28 milyar ABD dolarlık iyileşme izlenmiştir.

Türkiye’nin önemli dış ticaret ortakları Avrupa’da bulunmaktaydı. Ancak, Avrupa ülkeleri kriz nedeni ile ithalatlarını azaltması ile Türkiye dış ticaret konusunda özellikle ihracatta sıkıntılar yaşamaya başlamıştır. 2011 yılında ödemeler dengesi 75 milyar ABD doları açık vermiştir. Bu rakam bir önceki yıla nazaran 30 milyar ABD doları ve 2009 yılına göre 63 milyar ABD doları kadar daha yüksek izlenmekteydi.

1.6.10. Borsa İstanbul’da ve Döviz Kurlarında Durum

 2008 küresel krizi Borsa İstanbul (BIST) 100 endeksi ve döviz kurları üzerinde birtakım etkiler oluşturmuştur. 2007 yılı ağustos ayında BIST XU 100 endeksi, 50.000 puan seviyesindeydi. 2007 yılı sonuna doğru endeks daha da değerlenerek 54.000 seviyesine ulaşmıştır. 2007 yılının ilk dokuz ayında TL ABD doları karşısında değerli durumdaydı ama yılın son çeyreğinde TL değer yitirmeye başlamıştır.

2008 yılında kriz dünyayı sardıkça BIST XU 100 endeksi de değer kaybetmeye devam etmiştir. 2008 yılının kasım ayında BIST XU 100 endeksi bir önceki yıla kıyasla yarı yarıya düşmüş ve 25.000 puan seviyesini görmüştür. 2008 yılında döviz kurları bir önceki yıla nazaran değer kazanmaya başlamıştır. 1 ABD doları, 1,1875 TL’yi görmüştür.

Krizin derinleştiği 2009 yılının ilk 6 ayında BIST XU 100 endeksi, 30.000 puan seviyesindeydi. 2009 yılının ikinci döneminden itibaren bir önceki yıla göre TL değer kaybetmiştir. 2009 yılının son çeyreğinde BIST XU 100 endeksi bir önceki yıla nazaran toparlanarak 52.000 puan seviyesinde yılı tamamlamıştır. 2009 yılında TL, ABD doları karşısında aralık ayı sonu itibari ile 1,5130 seviyesinde yılı tamamlamıştır. Bu rakam, 2008 yılı döviz kuru ile aynı rakamdı (Özkaya, 2009).

2010 yılından itibaren TL dalgalı bir seyir izlemiştir. BIST XU 100 endeksi bir önceki yıla daha fazla değerlenerek 2010 yılını 68.000 puan seviyesinden tamamlamıştır (Özkaya, 2009).

2011 yılının Euro krizi neticesinde BIST XU 100 endeksi, tekrar düşmeye başlamıştır. 2011 yılını 52.000 puanda kapatmıştır. 2011 yılında TL, ABD doları karşısında daha da değer kaybederek 1,8988 seviyesini görmüştür. Euro krizinin ihracat üzerinde etkilerini gidermek ve daha fazla ihracat yapmak maksadı ile TL’nin değeri ABD doları karşısında bilinçli olarak daha da düşürülmüştür. 2012 yılından itibaren BIST değer kazanmaya ve TL, ABD dolarına karşı değer kaybetmeye başlamıştır. Kurlardaki bu durum, devletin ve ihracat yapan şirketlerin lehine bir işlemdi. Ancak, bireylerin alım gücü aniden düştü ve bunun olumsuz etkileri iç talepte hızla hissedilmiştir (Özkaya, 2009).

Kaynakça

  1. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurumu (2008) ABD Mortgage Krizi Çalışma Tebliği, Sayı:3/Ağustos 2008.Basım Yeri: BDDK Ofis Teknik Merkezi Ankara.
  2. Delice Güven, Finansal Krizler: Teorik ve Tarihsel Bir Perspektif, Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Sayı: 20, 2003, s.57-81.
  3. FannieMae (2014).8 Mayıs 2014, http://www.fanniemae.com, Erişim Tarihi:15.05.2019
  4. Kibritçioğlu Aykut, Türkiye’de Ekonomik Krizler ve Hükümetler, 1969-2001, Yeni Türkiye Dergisi Ekonomik Kriz Özel Sayısı, Yıl: 7, Sayı:41, 2001, s.174-182.
  5. Kutlu, H. A. ve Demirci, N. S. (2011) Küresel Finans Krizi (2007-?) Ortaya Çıkaran Nedenler, Krizin Etkileri, Krizden Kısmi Çıkış ve Mevcut Durum, Muhasebe ve Finansman Dergisi, Ekim.
  6. Mıshkın, F. (2001) Financial Policies and The Prevention of Financial Crises in Emerging Market Countries, NBER Working Papers, No. 8087.
  7. Özkaya Hilmi, IMF’nin Değişen Rolü: Bretton Woods’tan Günümüze, Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 2009, s.102-117.
  8. Şen, A. (2006). Asimetrik Bilgi Finansal Kriz İlişkisi, Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi 2006:1-24,28, ULAKBİM

Saygılarımla;

Suat ÇİÇEK