YAPI DENETİM HİZMET FATURALARININ ARSA SAHİBİ ADINA DÜZENLENMESİ VE FATURALARIN GİDERLEŞTİRİLMESİ

YAPI DENETİM HİZMET FATURALARININ ARSA SAHİBİ ADINA DÜZENLENMESİ VE FATURALARIN GİDERLEŞTİRİLMESİ

Ülkemizde yaşanan son deprem felaketinde, binaların depreme dayanıklı olarak yapılmadığı, standartlara uygun olmadığı ortaya çıkmıştır. Maalesef bu depremde ülkemizdeki binaların büyük çoğunluğunun depreme dayanıklı olarak yapılmadığı görülmüştür.

Bu sebeplerle; 4708 Sayılı Yapı Denetim Kanunu 2001 yılından yürürlüğe konulmuştur. Kanunun 1. maddesi: “Bu kanunun amacı, can ve mal güvenliğini, teminen, imar planına, fon, sanat ve sağlık kurallarına uygun kaliteli yapı yapılması  için  proje ve yapı  denetimini  sağlamak ve yapı  denetimine  ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” şeklindedir.

Bu kanunla inşaat yapan bütün kişi ve kuruluşların yapı denetim hizmeti alması zorunlu hâle getirilmiştir.

Yine bu kanunun 1. maddesinin c bendinde aşağıdaki tanım yapılmıştır.

“Yapı sahibi: Yapı üzerinde mülkiyet  hakkına sahip olan gerçek ve tüzel kişileri ifade eder.” hükmü bulunmaktadır.

Kanunda yapılan yapı sahibi tanımından dolayı; yapı denetim hizmeti veren gerçek ve tüzel kişiler verdikleri hizmet karşılığında arsa sahibine 213 Sayılı Vergi Usul Kanununa uygun tevsik edici belge (Serbest Meslek Makbuzu, fatura) düzenlemektedir. Ödeme müteahhit tarafından yapılmakta, evrak ise arsa sahibi adına düzenlenmektedir.

İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığınca verilen B.07.1.GİB.4.34.17.01-KDV15 madde-249 sayı ve 23/01/2012 tarihli özelgede;

“4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanunu’nun 2 nci maddesinin birinci fıkrasında, yapı denetim hizmetinin yapı denetim kuruluşu ile yapı sahibi veya vekili arasında akdedilen hizmet sözleşmesi hükümlerine göre yürütüleceği ve yapı sahibinin yapım işi için anlaşma yaptığı yapı müteahhidini vekil olarak tayin edemeyeceği, aynı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrasında ise yapı denetim hizmet sözleşmelerinin yapı sahibi ile yapı denetim kuruluşu arasında akdedileceği hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 227 nci maddesinde, bu Kanun’da aksine hüküm olmadıkça bu Kanun’a göre tutulan ve üçüncü şahıslarla olan münasebet ve muamelelere ait olan kayıtların tevsikinin mecburi olduğu; 229 uncu maddesinde, faturanın, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika olduğu; 230 uncu maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde de, faturaya müşterinin adı, ticaret unvanı, adresi, varsa vergi dairesi ve hesap numarasının yazılmasının mecburi olduğu hükme bağlanmıştır.

Anılan maddelerdeki müşteri tanımından, malı satın alan veya kendisine iş yapılan gerçek kişi veya tüzel kişi anlaşılmalıdır. Faturanın düzenlenmesinde fatura bedelinin kimin tarafından ödendiği hususu önemli olmayıp, fatura malı satın alan veya kendisine iş yapılan gerçek kişi veya tüzel kişi adına düzenlenmelidir.

 

Öte yandan, aynı Kanunun “Mükellef ve Vergi Sorumlusu” başlıklı 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, “Vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyete veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz.” hükmüne yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, yapı sahibi ile yapı denetim kuruluşu arasında bir hizmet akdi bulunmasından dolayı, faturanın, yapı denetim şirketince hizmet verdiği inşaat ruhsatı olan arsa sahibi adına düzenleneceği tabiidir.

Bu hükümlere göre, mükellefiyet ve vergi sorumluluğu ile ilgili özel sözleşmeler vergi idaresini bağlamayacağından, kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca şirketiniz tarafından arsa sahibine ödenen ve ödeme belgeleri arsa sahibi adına düzenlenen yapı denetimi hizmet bedellerinin kurum kazancının tespitinde gider olarak indirim konusu yapılması mümkün bulunmamaktadır.”

Arsa sahibi adına düzenlenen faturaların müteahhit firma tarafından ödense dahi gider yazılamayacağı şeklinde görüş bildirilmiştir.

Özelge de Vergi Usul Kanununun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Vergi kanunlarıyla kabul edilen haller müstesna olmak üzere, mükellefiyet veya vergi sorumluluğuna müteallik özel mukaveleler vergi dairelerini bağlamaz” hükmüne atıfta bulunmuştur.

Ancak Vergi Usul Kanununun 3 üncü maddesinde olayların gerçek mahiyetinin esas olduğu ve bunun yemin hariç bütün delillerle ispat edilebileceği hükmü mevcuttur.

Aynı maddenin son fıkrasında,  İktisadi, ticarî ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa ait olduğu hüküm altına alınmıştır.

Anılan madde hükmünün değerlendirilmesinden, vergilendirme işlemi yapılırken, Kanuna uygun olarak biçimlendirilen muamelelerin bu biçimselliğinin ötesine geçilerek işlemin tarafları arasında oluşan maddi ve hukuki ilişkinin ve olayın ekonomik nitelik ve içeriklerinin esas alınarak,  gerçek mahiyetinin araştırılması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Kanun, gerçek mahiyetin ortaya çıkarılmasında yemin hariç her türlü delile izin vermiştir.

Başka bir deyişle vergi doğuran olay ve hukuki durumların sadece dış görünüşleri, hukuki biçimleri, şekilleri ve isimleri değil, aynı zamanda bunların ekonomik anlam ve mahiyetlerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Yapı denetim hizmet faturası her ne kadar arsa sahibi adına düzenlense de, ödeme müteahhit firma tarafından yapılmakta ve hizmette müteahhit firmaya verilmekte olup; yapılan işlem iktisadi ve ticari icaplara ve teamüller uygundur.

Yapı denetim firmaları her ne kadar arsa sahibi ile sözleşme yapsa ve faturayı arsa sahibi adına düzenlese de; olayın gerçek mahiyetine baktığımızda, yapı denetim firmaları işin yürütülmesi esnasında müteahhit firma ile muhatap olmakta, ödeme müteahhit firma tarafından yapılmakta, sorumluluk tamamen müteahhit firma tarafından üstlenilmekte ve hizmette müteahhit firmaya verilmektedir.

Müteahhit firmanın ticari faaliyetiyle ilgili giderlerinin kabul edilmemesi, vergi adaleti ilkesine ters düşmektedir.

 

Danıştay “Yapı Denetim Hizmeti Faturalarının Gider Yazılamaması Konusunda” yaşanılan ihtilafa ilişkin 12.05.1994 tarih ve E. 1993/2595, K. 1994/2333 sayılı kararında; “…Satın alınan emtiaya ait KDV’nin indirim konusu yapılabilmesi için emtiaya ait alış faturasının mükellef adına düzenlenmiş olması gerekmekte ise de, … Vergi Usul Kanunu’nun 3.8 maddesinde  açıklanan  hükümde  göz  önünde  bulundurulduğunda, fatura başka  bir şahıs  adına düzenlense dahi bu fatura veya benzeri vesikada gösterilen KDV’nin, malın veya hizmetin gerçek alıcısı tarafından indirim konusu yapılabileceği sonucuna varıldığı, aksi bir düşüncenin indirilemeyen KDV’nin mükellefin  üzerinde  kalma sonucunu doğuracağı, bunun ise KDV’nin yansıtılma  ilkesine ters düşeceği ”şeklinde karar vermiştir.

Vergi  idaresinin  görüşü esas alındığında arsa sahibi adına düzenlenen evrak, müteahhit tarafından defterlerine kaydedilememekte, işletme varlıklarında  bir eksilme olmakta ve inşaatın gerçek maliyeti düşük çıkmaktadır.

Müteahhitlerin  ödemeyi  kendilerinin  yaptığını  tevsik  ederek, arsa sahibine  Gider  Pusulası  düzenleyip, bu  gideri  ticari defterlerine yansıtmasında vergisel anlamda bir sakınca  olmadığı  görüşündeyiz.

 

MUSA İNCİ

YMM