Ankara Check Up (Genel Sağlık Kontrolü) İndirim Anlaşmamız Hk.

CHECK UP indirim anlasmasi
CHECK UP indirim anlasmasi

Değerli Arkadaşlar Merhabalar;

Sağlığınız Önemli diyerek yaptığımız araştırmalar sonucunda Ankara Cerrahi Tıp Merkezinde 450,00.- TL olan Check Up Programını (aşağıda detayları yazılı) 275,00.- TL ye anlaşmış bulunmaktayız. (31.10.2019)

İlk Denemesini yaptım başarılı bir çalışma olduğunu gördüğüm için sizler için de anlaşma sağlamak istedim. Aşağıda iletişim bilgisini paylaştığım Buket hanım bu konuda sizlere yardımcı olacaktır.

Program ile ilgili 0.506.850.46.46 numarayı arayarak Buket hanım ile görüşme yaptığınızda gerekli tüm detayları sizinle paylaşıyorlar. Kafanızdaki tüm soru işaretlerini kendileri ile paylaşabilirsiniz. Kafanıza yatarsa gidersiniz, yatmazsa teşekkür edip kapatırsınız 🙂 Ben ilk denemesini yaptım sistem şöyle işliyor.

Öncelikle randevu ile çalışıyorlar. Randevu verilen gün ve saatte tabi ki aç gidiyorsunuz (Önceki akşam 21.30 da yemeyi kesin 🙂 ) verilen saatte gittiğinizde sizi sağlık danışmanınız karşılıyor ve tüm süreç onun kontrolünde ve yönlendirmesinde ilerliyor.
Birkaç gün içinde sonuçlar çıkıyor ve Erkekler Dahiliye, Üroloji ya da Kadınlarda Kadın Doğum Uzmanı, Genel Cerrah Check up sonucu değerlendirmesini yapıyor ve bir sorun görürse diğer doktorlar görmezse genel bilgilendirmeyi yaparak programı sonlandırıyor.
Programın bitimiyle birlikte diş muayenesini de ücretsiz yapıp hizmetin tamamını almış oluyorsunuz. İhtiyac kapsamında diğer bir alanda 1 muayene de de yardımcı olabileceklerini ilettiler. İhtiyac varsa sorabilirsiniz.

Bu sistemi 2 şekilde kullanabiliyorsunuz;

1- Check up alıp sistemin attığı tarihte giderseniz 1 yıl boyunca kullanabileceğiniz doktor muayeneleri ve aşağıdaki hediyeleriniz mevcut.
2- Anlaşma yapıldığı hafta giderseniz o zaman sadece aşağıda detayları verilmiş olan check up hizmetinden ve diş muayenesinden faydalanabileceksiniz.

Check up için Kadınlar için ve Erkekler için ayrı değerlere ve farklı şeylere bakılabiliyor bu nedenle Kadın ve Erkek olmak üzere programı ikiye ayırmışlar. İşte Detaylar.

 

KADINLAR İÇİN

BAKILANLAR

 Glukoz(Açlık Kan Şekeri): Numunenin toplanması sırasında kandaki şeker miktarını ölçmek için kan şekeri testi istenir. Hem hiperglisemi hem de hipoglisemiyi saptamak , diyabet tanısı koymaya yardımcı olmak ve diyabetli kişilerde kan şekeri düzeylerini takip için bu testten yararlanılır.

HbA1c: Glikozile hemoglobin (HbA1c),  eritrositlerin içinde bulunan, asıl görevi dokulara oksijen taşımak olan  hemoglobinin  glikozillenmesi  ile  oluşan bir moleküldür. Ölçümden  önceki  son 3 aylık  ortalama kan glukoz değerini  gösterir. Kandaki glukoz miktarı ile HbA1c arasında böyle  bir orantı bulunması  HbA1c testini diyabetin tanı ve tedavisinde çok önemli aynı zamanda objektif bir test haline getirmiştir. Yine HbA1c ölçümü geriye dönük kan şeker düzeyleri hakkında verdiği değerli bilgiler nedeniyle  diyabet komplikasyonlarının önlenmesinde de  çok etkili bir yol gösterici olmuştur.

Bun(Kan Üre Azotu): Kanda üreyi oluşturan azot miktarını ölçer. Bilindiği gibi üre, vücuttaki proteinlerin yıkımı sonucu ortaya çıkan amonyağın vücuttan uzaklaştırılabilmesi için üretilen bir atıktır.

Üre:  Helikobakter Pilori ekfeksiyonunun tespit edilmesine yarayan basit ve güvenilir bir testtir. Mide veya onikiparmak bağırsağı mukozasında yerleşerek çoğalan Helikobakter Pilori enfeksiyonu tanısı yaklaşık 15 dakika süren bu testle anlaşılmaktadır.

Kreatinin: Vücuttaki metabolizma sonucu üretilen kreatinin böbrekler yoluyla vücuttan uzaklaştırılır. Kan kreatinin düzeyi kısmen vücut kas dokusunun miktarı ile ilişkilidir. Kan kreatinin düzeyi böbreklerin iyi çalışıp çalışmadığını gösterir.

Ürik asit: Gut hastaları eklem ağrısından şikayet ederler (genelde ayak parmaklarında olmak üzere diğer eklemlerde de olur). Ayrıca test kemoterapi ve radyoterapi alan hastaların ürik asit düzeylerinin tehlikeli bir biçimde artıp artmadığını öğrenmek için de kullanılır.

Kolesterol: Kalp hastalığı geliştirme riskinizi tespit etmek için LDL kolesterol testikullanılmaktadır. Kan kolesterol tipleri arasında kalp hastalığı riskini belirlemede en önemlisinin LDL kolesterol olduğu düşünülmektedir.

HDL Kolesterol: Kolesterol vücutta bazı hormonların üretiminde ve D vitamini sentezinde rol alan yağ benzeri bir maddedir. Kolesteroller kanda taşındıkları maddeler açısından ikiye ayrılır: HDL kolesterol (iyi huylu kolesterol) LDL kolesterol (kötü huylukolesterol)

LDL Kolesterol: Kalp hastalığı geliştirme riskinizi tespit etmek için LDL kolesterol testikullanılmaktadır. Kan kolesterol tipleri arasında kalp hastalığı riskini belirlemede en önemlisinin LDL kolesterol olduğu düşünülmektedir.

Trigliserid: Trigliserit tayini için yapılan kan testleri genellikle lipit profilinin bir parçasıdır ve kalp hastalığı açısından riski belirlemede kullanılır. Kalp hastalığı riski taşıyanlarda veya kalp krizi geçirmiş kişilerde veya yüksek lipit ve/veya trigiliserit açısından tedavi görenlerde lipit profilinin bir parçası olarak kullanılır.

SGOT(AST):  Kandaki aspartat aminotransferaz (AST) enziminin seviyesini ölçer. Vücutta çeşitli organ ve dokularda üretilen AST enziminin kandaki seviyeleri bazı hastalıklarda tanı koymada veya düşünülen tanıyı ekarte etmede yardımcıdır.

SGPT(ALT): Kandaki alaninaminotransferaz (ALT) enziminin seviyesini ölçer. Vücutta çeşitli organ ve dokularda üretilen ALT enziminin kandaki seviyeleri bazı hastalıklarda tanı koymada veya düşünülen tanıyı ekarte etmede yardımcıdır.

 

 

 

 

 

 

Alkalen Fosfataz(ALP): Kandaki alkalen fosfataz (ALP) enziminin seviyesini ölçer. Vücutta çeşitli organ ve dokularda üretilen ALP enzimi bazı dönemlerde daha fazla üretilir. Fazla üretim normalde kemik büyümesinin hızlı olduğu çocukluk ve gelişme çağındadır.

GGT(G-Glutamil Transferaz): Karaciğer fonksiyon testlerinden biridir. Özellikle alkol ve ilaçların karaciğere olan toksik etkisinin takibinde yararlıdır. Çocuklardaki KC hastalıklarının değerlendirilmesinde ALP’ye oranla daha duyarlı bir indikatördür. Ayrıca GGT kemik hastalıklarından etkilenmez; bu yönüyle ALP’den farklıdır. Pankreatik kanserlerde, prostat kanserlerinde ve hepatomalarda remisyon ve rekkürrenslere hemen yanıt vermesi nedeniyle çok yararlı bir markerdir.

Kalsiyum(Ca): Kemikler, kalp, sinirler, böbrekler ve dişlerle ilişkili hastalıkların taranması, tanısı ve izlenmesi için kan kalsiyumu analiz edilir. Kan kalsiyumu doğrudan kemiklerde ne kadar kalsiyum bulunduğunu değil kan dolaşımındaki kalsiyum miktarını belirtir.

Demir:Demir temel bir besleyici maddedir. Normal kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına yardımcı olması için küçük miktarlarda ihtiyaç vardır. Demir, hemoglobinin kritik önemde bir bileşenidir. Hemoglobin kırmızı kan hücrelerinde bulunan ve akciğerlerde oksijeni bağlayan protein olup kan vücudun diğer kısımlarına yolculuk yaptıkça oksijeni serbestleştirir. Düşük demir düzeyleri  anemiye (kansızlığa)mikrositik ve hipokromikkırmızı kan hücrelerine yol açabilmektedir. Fazla miktarlarda demir vücut için toksik olabildiği gibi zamanla çok fazla demir emilimi organlar ve dokular içinde demir bileşiklerinin birikmesiyle sonuçlanabilmektedir. Sonuçta karaciğer, kalp ve pankreasa zarar verilebilmektedir.

CRP(Nefelometrik):  (c-reaktif protein) seviyesini ölçer. Bu protein vücutta iltihabi bir durum olup olmadığını gösteren bir belirteçtir. Kanda CRP testi iltihabi durumun varlığını belirler ama iltihaplanmanın nerede olduğuna dair bir fikir vermez.

RF(Romatoid Faktör): Romatoid faktörler, vücudunuzdaki sağlıklı dokulara saldırabilecek bağışıklık sisteminiz tarafından üretilen proteinlerdir. Sağlıklı kişilerde, bağışıklık sistemi normalde RF üretmez, bu nedenle kanınızdaki RF varlığı bağışıklık sistemiyle ilgili bir hastalığınız olduğuna işaret edebilir.

İDRAR TETKİKİ(Strip ile Otomatik)

Renk: Vücudumuzda belirli bölgelerin veya sıvıların renk değişikliğine uğraması altta yatan hastalıklara işarettir. Özellikle idrar renginde oluşan değişiklikler, ciddi hastalıkların ilk belirtisi olabilir.

Görünüm: Açık sarı ile koyu sarı arasında değişir.Birçok yiyecek ve ilaç idrarın rengini değiştirebilir. Uzun dönem böbrek hastalıklarında ve kontrolsüz şeker hastalığında idrar renksiz olabilir. Susuz kalındığında idrarın rengi koyu sarıya dönerken, idrarda kan bulunması durumunda idrar rengi kırmızılaşır.

Dansite: Aşırı sıvı alımı veya susuzluk, kalp yetmezliği, şok, böbrek yetmezliği, böbrek enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, vücutta tuz azlığı veya fazlalığı durumlarında doktorların teşhis koymasını kolaylaştırır.

Ph: Bu test idrar pH’sını ölçerek idrarın ne kadar asidik ya da bazik olduğunu gösterir. İdrar pH testi böbrek enfeksiyonlarının, böbrek taşlarının ve bazı ilaçlarının kullanımının kontrolü açısından gereklidir.

Lökosit: Lökositler, vücudu bulaşıcı hastalıklara karşı korumak için bağışıklık sistemi ile birlikte çalışan beyaz kan hücreleridir. Böbrekte, idrar yolunda veya idrar kesesinde meydana gelen hasarlar lökositlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca vücutta yabancı madde bulunduğunda da lökosit sayısında artış gözlenebilir.

Nitrit: İdrarda nitrit idrar yollarında bir iltihap olduğunu gösteren güçlü delillerden biridir. Bazı iltihap türlerinin varlığı sadece idrar nitrit testleri ile kesinleşmektedir.

Protein: İdrarda protein bulunmaz.Böbrek hastalıkları, enfeksiyonlar, kanser, tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp yetmezliği, lösemi gibi durumlarda idrarda protein tespit edilir.

 

 

 

 

Glukoz: İdrarda şeker bulunmaz.Şeker hastalığı, böbreküstü bezi hastalıkları, karaciğer hasarı, çeşitli zehirlenmeler ve böbrek hastalıklarında idrarda şeker bulunabilir.

Keton:  İdrarda keton bulunmaz.Karbonhidrattan fakir bir diyet yapıldığında, kontrolsüz şeker hastalığında, açlıkta, alkolizmde, oruçta keton pozitif hale gelir.

Ürobilinojen: İdrarda miktarı çok düşüktür.İdrarda ürobilinojen bulunması da siroz, hepatit gibi karaciğer hastalıklarını düşündürür.

Bilirubin:  İdrarda bilirubin bulunmaz.İdrarda bilirubin bulunması başta karaciğer hasarı olmak üzere çeşitli hastalıkları düşündürür.

Kan: Susuz kalındığında idrarın rengi koyu sarıya dönerken, idrarda kan bulunması durumunda idrar rengi kırmızılaşır.

İDRAR MİKROSKOPİSİ

Eritrosit(HPF): İdrarda eritrosit (alyuvar) testi, idrarda bulunan alyuvar miktarını ölçer. Tıbbi adıyla “hematüri”, halk arasındaki adıyla kanlı idrar birçok duruma bağlı olarak görülebilir.

Lökosit(HPF): Böbrekte, idrar yolunda veya idrar kesesinde meydana gelen hasarlar lökositlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca vücutta yabancı madde bulunduğunda da lökosit sayısında artış gözlenebilir.

Skuamoz Epitel Hücresi(HPF): İdrarda epitel hücreler; böbrek, idrar yolu ve idrar torbasının iç yüzeyini oluşturan epitel dokulardan hücre döküldüğü için görülür.

Böbrek Epitel Hücresi(LPF): İdrarda epitel hücreler; böbrek, idrar yolu ve idrar torbasının iç yüzeyini oluşturan epitel dokulardan hücre döküldüğü için görülür.

Transizyonel Epitel Hücresi(LPF): Böbrek pelvisinden üretra çıkışına kadar üriner sistemin büyük çoğunluğunun iç yüzeyini döşeyen epitelden kaynaklıdır.

Hiyalin Silendir(LPF): İdrarda en sık bulunan silendirdir.Silendir sadece proteinden oluşur. Tübüllerde ilk oluşan silendirdir.

Patolojik Silendir(LPF): İdrarda en sık bulunan silendirdir.Silendir sadece proteinden oluşur. Tübüllerde ilk oluşan silendirdir.

Kristal(LPF): İdrar kristalleri normal idrarda nadiren görülen ancak idrardaki miktarı arttığında genellikle böbrek taşlarını düşündüren maddelerdir. Çünkü bu kristaller birikerek büyüyüp böbrek taşlarının oluşumuna sebep olabilir.

Bakteri(HPF):  İdrar yollarındaki bakterileri sebebi incelendiğinde, bademcikler, bağırsaklar veya idrar yollarındaki herhangi bir yapı kaynaklı olduğu görülür.

Maya(HPF): İdrarda ve idrar yollarında maya hücresi bulunması bağırsaklarda yaşayan yararlı organizmaların sayısının zararlı organizma sayısından daha düşük olduğunu göstermektedir.

HEMOGRAM

WBC: Kandaki iltihap hücrelerinin sayımıdır. Enfeksiyon ve hastalıklara karşı vücudun birincil savunma hücreleridir. Vücudumuzun herhangi bir yerinde farkında olduğumuz ya da olmadığımız bir enfeksiyon (bakteri ya da virüs kaynaklı), alerjik ya da sistemik bir reaksiyon olup olmadığını, kısaca vücudumuzunromatizma,kanser,ateşlihastalıklar,otoimmun hastalıklar gibi bir hastalıkla savaşmakta olup olmadığının genel göstergesidir. Genel olarak bakteriyel enfeksiyonlarda arttıkları viral enfeksiyonlarda azaldıkları söylenebilir.

 

 

 

LYM(Lenfosit Sayımı): :Kandaki lökositlerin bir tipi olan lenfositlerin genel lökosit sayımına göre miktari o hastalığın hangi hücrelerle giderilmeye çalıştığının göstergesidir. Lenfositler sitotoksik, yani hücre öldürücü kimyasallar salgılayan hücre tipidir. Özellikle viral enfeksiyonlarda, lökemi ve lenfomalarda yüksek çıkar. Düşük olması ameliyat sonrası enfeksiyonları düşündürür. Melanom ve kolorektal kanserde kanser hücresini öldürmek için o bölgede birikirler.

MON(Monositler): Monosit (MON), bağışıklık sistemi elemanı olan akyuvarların bir türüdür. En büyük tür akyuvardır, esas yiyicilerdir. Kemik iliğinde üretilerek kan dolaşımına ve dokularımıza aktarılır. Kandaki lökositlerin tiplerinden biridir. Enfeksiyonlara ilk cevap veren hücrelerdir. Yüksek olmaları bir organ ya da bölgede bir enfeksiyonun başladığını ve ilk immun cevabın oluştuğunu gösterir. Daha sonra makrofajlara dönüşürler ve enfeksiyon nedenini ortadan kaldırırlar.

NEU: Nötrofiller (NEU), vücuttaki enfeksiyonu atmak için çalışan özel beyaz kan hücreleridir. Kanda nötrofil sayısı az olduğunda, bu durum nötropeni adı verilen nötrofil eksikliğine neden olur.

EO: Eozinofil (EOS), bağışıklık sisteminde görevli bir tür hücredir. Kemik iliğinde üretilirler, bir tür akyuvardır. Vücuda yabancı bir cisim girdiği zaman bağışıklık sisteminin savunma adına ürettiği hücrelerden biridir.

BA: Vücudumuz için zararlı olabilecek yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimiz görev alır. Akyuvarlar (beyaz kan hücreleri) bu bağışıklık sisteminin elemanlarıdır. Bazofil (BAS) da bir tür akyuvardır.

RBC (Red Blood Cell, Kırmızı Küre, Alyuvar) Eritrosit (ERY) Sayısı::  Kandaki dokulara içerdiği demir yardımıyla akciğerden aldığı oksijeni taşıyan ve dokularda biriken karbondioksiti akciğere taşıyarak atılmasını sağlayan hücrelerin sayımıdır ve genelde anemilerin değerlendirilmesinde kullanılır.

HB(Hemoglabin):  Kanda demir ve oksijeni bağlamakla görevli bir proteinin miktarıdır. Eritrositlerin dokulara oksijen taşımakla görevli kimyasal parçasıdır. Vücudun enerji yetersizliğinin en önemli ve ilk göstergesidir.

HEMATOKRİT: (HCT): Kan içindeki eritrosit hücrelerin toplam hacim fraksiyonudur (PCV=packed cell volume veya EVF=Eritrosit volum fraksiyon); yani kanın hücresel kısmının sıvı kısmına oranla yüzdesel ifadesidir. Genelde anemilerin değerlendirilmesinde kullanılır.  Anemilerde (kansızlıkta) bu hücrelerin sayısı vücut tarafından çoğaltılmaya çalışılır ve bu nedenle bu fraksiyon normalden fazla görülür. Yani bu test kansızlığı belirlemeye yarar.

MCV (Mean Corpuscular Volume) Ortalama Hücre Hacmi: Oksijen taşıyan hücrelerin (eritrositlerin) ortalama büyüklüğüdür ve şu formülle hesaplanır. MCV(fL)=Htc/litredeki_eritrosit_sayısı. MCV düşükse eritrositler daha ufak, yüksekse daha genişlemişlerdir. Demir eksikliği anemisinde eritrositler küçülür; dolayısıyla MCV değeri düşük çıkar. B12 vitamini eksikliği anemisinde ise eritrositler büyümüştür; MCV yüksektir.

MCH (Mean Corpuscular Hemoglobin) Ortalama Hücre Hemoglobini: MCHC düşüklüğü, demir eksikliği anemisine işaret edebilir. Demir eksikliği anemisi, demir bakımından yetersiz beslenme veya kan kaybı nedeniyle oluşabilir.

MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration) Ortalama Hücre Hemoglobin Konsantrasyonu: MCHC, belli bir miktar kırmızı kan hücresindeki hemoglobin yoğunluğu değeridir. Hemoglobin akciğerden organlara oksijen taşıyan kandaki bir bileşendir.

RDW(Red Blood Cell Distribution Width) Eritrosit Dağılım Genişliği: Eritrositlerin yani kırmızı kan hücrelerinin büyüklükleri kontrol edilir. Bazı hastalıklarda kanda eritrosit büyüklükleri değişkenlik gösterir. Bu tahlil ile hastalıkların tanısı koyulmaya çalışılır. RDW yüksekliği, demir eksikliği (anemi), folik asit ve B12 eksikliğini gösterir.

 

 

 

 

 

PLT (Platelet) Trombosit Sayısı: Bu hücreler kanın pıhtılaşma proteinlerini oluşturmaktadır ve kanamaya tıkaç oluşturarak pıhtılaşmaya ve kanamanın durmasına yardımcı olan hücrelerdir. Değişik pıhtılaşma ve kanama bozukluklarında kullanılır. Miktarı düşükse bu trombositopeni (bu hücrelerin hızla parçalanmakta ya da az yapılmakta olduğu) anlamına gelir. Her ikisi de kanamanın durmaması sorununu getirir. Miktarı yüksekse trombositoz anlamına gelir. Fazla üretimi (iyi yada kötü huylu kanser, kan hastalikları gibi durumlarda) gereksiz damar içi pıhtılaşmalara neden olur. Damar tıkanıklıkları ile sonuçlanabilir. Bazı araştırmacılar MPV (mean platelet volume), yani ortalama trombosit hacmi parametresini trombositoz ve trombositopeni tanısında oldukça yardımcı olarak belirtmektedirler.

PCT (Platelet Crit): PCT (prokalsitonin) testi, sepsis (halk dilindeki adı kanzehirlenmesi) şüphesi bulunan hastalara uygulanan birkan testidir. PCT değeri, ciddi bir enfeksiyon olan sepsisin teşhisi için yol göstericidir.

MPV (Mean Platelet Volume):  Pıhtılaşma hücrelerinin tüm hücrelere oranıdır. Genç trombositler boyut olarak diğerlerinden büyük olduğundan, yüksekliği trombosit yapımının hızlandığını ve ortamda pıhtılaşma hücrelerinin yapım veya yıkımında sorun olduğunu belirten kan hastalıklarının göstergesidir. Düşüklüğü ise kemik iliğinde trombosit yapımı ile ilgili bir problem işaret eder. Trombosit sayısı diğer hücrelere göre azdır.

PDW (Platelet  Distribution Width): PDW testi, kandaki platelet büyüklüklerinin dağılımını ölçmeye yarar. Plateletler kemik iliğinde üretilirler ve kanın pıhtılaşmasında görev alırlar. Plateletlere trombosit ya da kan pulcuğu da denmektedir.

Sedimentasyon: Kanın hücre ve diğer maddelerle sıvı kısmı arasındaki yoğunluk farkını gösterir. Kanda herhangi bir hücre ya da herhangi bir molekül (şeker, yağlar, proteinler, savunma sistemleri, vb.) yükselirse, kanın yoğunluğu artar ve bu elemanların oranına göre kan elemanları hızla çöker. Bu çökme belli zamanda ne kadar yüksekse, normalin üzerinde bulunan bir ya da birkaç maddenin kanda hatalı olarak fazla bulunduğu anlaşılır ve bu maddeyi bulmak için daha detaylı araştırmalara başvurulur. Bir hastalığın ilk işaretidir (enfeksiyon, kanser, otoimmun hastalıklar, ateşli hastaliklar, vb.)

GRA (Granulositler): Kandaki lokositlerin tiplerinden biridir. Bu hücrelerin çeşitli enfeksiyonlarla ve alerjiyle savaşan tipleri vardır. Üçe ayrılırlar. Nötrofiller organizmayı mikroorganizmaların istilasindan bir nevi onları yutarak (fagositoz) korur. Eozinofiller alerjik reaksiyonlarda ve bazı parazit enfeksiyonlarında artarlar; alerjik reaksiyonların da oluşmasına nedendirler. Bazofiller ise yine bazı bakteri ve parazitleri fagosite ederek (yutarak) kendi içlerinde yok ederler; aynı zamanda histamin denilen maddenin salınmasında da rol oynarlar.

Sedimentasyon:Vücuttaki iltihabı tespit etmek için kullanılan bir kan değeridir.  İnflamatuar hastalıklar,romatizmal hastalıklar,akut ve kronik enfeksiyonlar,maligniteler, ramotoid hastalıklar tanısında kullanılan testtir.

TSH(Ultra Sensitive):  Kandaki tiroid uyarıcı hormonunun seviyesini ölçer. Tiroid Uyarıcı Hormontesti olarak da adlandırılan test, tiroid bezi problemleri, tiroid bezinin az veya fazla çalışması hakkında bilgi veren bir testtir.

Serbest T3(FT3):  Tiroid hormonlarının seviyesini ölçer. Bu testler tiroid bezinin nasıl çalıştığını gösteren testlerdir. Boynun ön tarafında bulunan tiroid bezi, Tiroid Uyarıcı Hormon’un (TSH) etkisiyle çalışır ve tiroid hormonları olan T3 ve T4 hormonlarını üretir.

Serbest T4(FT4): Tiroid hormonlarının seviyesini ölçer. Bu testler tiroid bezinin nasıl çalıştığını gösteren testlerdir. Boynun ön tarafında bulunan tiroid bezi, Tiroid Uyarıcı Hormon’un (TSH) etkisiyle çalışır ve tiroid hormonları olan T3 ve T4 hormonlarını üretir.

CEA(Karsinoembriyojenik Ag):  Kandaki karsinoembriyonik antijen seviyesini ölçer. CEA, özellikle kalın bağırsak kanseri başta olmak üzere bazı kanserlerde seviyesi artan bir moleküldür.

 

 

 

 

 

CEA 125:  Kanınızdaki CA 125 proteininin (kanser antijen 125) miktarını ölçer. Yüksek yumurtalık kanseri riski taşıdığınız saptanmışsa doktorunuz aynı zamanda CA 125 testi önerebilir. Yumurtalıklarından ve rahim kanseri hastalığının tedavisini gören hastalarda tümör olup olmadığını tespit etme ve ona göre tedavi uygulama amacı ile kullanılmakta olan bir yöntemdir. Düzenli aralıklar ile, devamlı olarak yaptırmaları gerekmektedir. ca 125 testi sayesinde kişilerin vücudundaki kanser boyutunun ne derecede olduğunun saptanması ölçülebilir.

CEA 15-3: Genellikle CA 15-3 düzeyi ne kadar yüksekse meme kanseri o kadar ilerlemiş, tümör yükü o kadar fazladır. Kanser büyüdükçe CA 15-3 konsantrasyonları artma eğilimi göstermektedir. Metastatikmeme kanserinde kanser kemiklere ve/veya karaciğere yayıldıkça sıklıkla CA 15-3 yüksek düzeylere ulaşmaktadır. Kanser antijeni 15-3 (CA 15-3) normal meme hücreleri tarafından üretilen bir proteindir. Kanserli meme tümörleri olan birçok hastada CA 15-3  ve ilişkili kanser antijeni 27.29’un üretimi artmıştır. CA 15-3 kansere neden olmamakta daha çok tümör hücreleri tarafından saçılmakta, kan dolaşımına girerek kanser seyrini takipte yararlı bir tümör belirtecine dönüşmektedir.  Erken lokalize meme kanseri olan kadınların yaklaşık % 10’u ve metastatik meme kanseri olanların ise % 70’inde CA 15-3 yükselmektedir. CA 15-3  ayrıca sağlıklı kişilerde, kolorektal kanser, akciğer kanseri, siroz, hepatit, ve iyi huylu meme hastalığı gibi kanser, rahatsızlıklar veya hastalıklar olanlarda da yükselebilmektedir.

AFP: AFP testi, kandaki AFP (alfa feto protein) proteininin seviyesini ölçer. Bu protein hamile kadınlarda yüksek olup bebeğin doğumundan sonra hızla düşer. Annenin kanındaki AFP seviyesi bebekte kromozomal veya gelişimsel bazı anormal durumların olup olmadığını gösterir. AFP, hamilelik dönemindeki üçlü ve dörtlü tarama testlerinde istenen testlerden biridir. Sağlıklı kişilerde seviyesi düşük olan bu protein, karaciğer hasarı ve çeşitli kanserlerde yükselmiş olabilir. Siroz veya hepatit gibi kronik karaciğer hasarının olduğu hastalıklarda tedavinin izlenmesi için de AFP testinden faydalanılır.

HBsAg(Kantitatif Test): HBsAg’nin “pozitif” olması kişinin hepatit B ile enfekte olduğunu gösterir ki akut yada kronik enfeksiyon olabilir. Enfekte olmuş kişiler virüsü diğer kişilere kan yoluyla bulaştırabilirler.

Anti HIV: HIV testi, kandaki bu antikorların olup olmadığını gösterir. AIDS’i göstermez. Pozitif test sonucu, vücudun HIV’e karşı antikor üretiyor olduğunu gösterir. Eğer testte antikorlar varsa, bu HIV’le enfekte olduğunuz anlamına gelir.

Vitamin B12: B 12 testi, kan dolaşımında bulunan vitamin B12’nin miktarını ölçerB12 vitamini, özellikle kan hücrelerinin yapımı ve sinir sistemi için gerekli bir vitamindir.

Gaitada Gizli Kan: Gaitada bulunan kan erken kanserin tek belirtisi olabilir. Kanser erken tespit edildiği taktirde tedavi edilebilme ihtimali artar. GGK testi kanserin teşhisine yönelik değildir; kanamanın kaynağını bulmak için ileri araştırmanın yapılması gerekir çünkü kandiğer gastrointestinal problemlerin de göstergesi olabilir.

EKG(Elektrokardiyografi): Elektrokardiyografi (EKG), kalbin kulakçık ve karıncıklarının kasılma ve gevşeme evrelerini, kalbin uyarılması ve uyaranın iletilmesi sırasında ortaya çıkan elektriksel aktiviteyi milimetrik kağıt üzerine yazdırma temeline dayanan bir muayene yöntemidir. Kalbin elektriksel haritasının resmidir.

Akciğer Grafisi: Akciğer grafisi ile akciğer kanseri, pnömoni, bronşektazi, akciğer absesi, akciğer kisti, plörezi, pnömotoraks ve daha birçok akciğer hastalığının tanısı konulabilmektedir. Ayrıca standart akciğer grafisinde akciğerler dışında kalp, göğüs duvarının yumuşak dokusu ve kemik yapıya ait hastalıklar da teşhis edilebilir.

Üst Abdomen US:  Üst Abdominal Ultrason ile karın içinde bulunan karaciğer, safra kesesi, her iki böbrek, böbrek üstü bezleri, pankreas, orta hat damar yapıları, dalak, karın ağrısı, böbrek ağrısı, böbrek soğukluğu, taş şikayetleri, kasılma şikayetleri, midede yanma gibi bu bölgeleri ilgilendiren şikayetlere yönelik olarak yapılan bir testir.

Pelvik US: Kadınlarda pelvik ağrı nedeninin araştırılmasında en sık başvurulan yöntem,Pelvik Ultrason ografi’dir. Pelvik ağrı nedenleri arasında, uterusta büyük boyutlara ulaşmış myomlar, belirgin büyümüş over kistleri, overlerde çikolata kistleri olabileceği gibi idrar yolu iltihabı, üreter alt uç taşları veya nadiren mesane taşı olabilir. Pelvik ultrason ile tüm bu tanımlanan patolojilerin ayırt edilebilmesi için, iyi bir Radyoloji Uzmanı tarafından kullanılan Pelvik Ultrasonografi; radyasyon içermeyen, zararsız ve hızlı sonuç veren bir yöntemdir.

Solunum Fonksiyon Testi (SFT): Akciğer fonksiyon testleri olarak ta bilinen solunum fonksiyon testleri ,akciğerlerinizin ne kadar iyi çalışıp çalışmadığını ölçmek için kullanılır. Bu testler nefes darlığı gibi yakınmaları olan hastalarda hastalıkların tanısında yardımcı laboratuvar incelemesidir.Doktorlar bu testi astım, pulmoner fibrozis(akciğer dokusunun sertleşmesi), KOAH hastalıklarında(kronik obstrüktif akciğer hastalığı) gibi durumlarda tanıyı desteklemek amacıyla kullanırlar.

VİTAMİN D: Güneş vitamini yada kolekalsiferol denilen D vitamini, kemiklerin büyümesi ve gelişmesi için ihtiyaç duyulan kalsiyum ve fosforun ince bağırsaklarda emilimine yardımcı olur. Yeni deri üretimi için gereklidir. Kanserli hücrelerin büyümesini azaltır. Kalp hastalıklarını önler. Kolon kanseri riskini azaltır.

EKO: Ekokardiyografi ses ötesi dalgaları kullanarak (ultrasound, ultrason) kalbin ve kalp içinde akım halindeki kanın görüntülenmesi ve incelenmesi yöntemidir. Ekokardiyografiye kısaca eko veya kalp ultrasonu da denebilir.

Meme US: Memenin tümeral hastalıklarının (kist, kitle vb.) teşhisinde kullanılan görüntüleme yöntemidir.

SMEAR: Smear testi rahim ağzını (serviks) değerlendirmek ve hem enfeksiyonlar hem de kanser- kanser öncüsü durumlar açısından kontrol etmek için kadınlara yapılan özel bir rahim ağzı tarama testidir.

 UZMAN HEKİM TARAFINDAN SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ

 

ERKEKLER İÇİN

BAKILANLAR 

Glukoz(Açlık Kan Şekeri): Numunenin toplanması sırasında kandaki şeker miktarını ölçmek için kan şekeri testi istenir. Hem hiperglisemi hem de hipoglisemiyi saptamak , diyabet tanısı koymaya yardımcı olmak ve diyabetli kişilerde kan şekeri düzeylerini takip için bu testten yararlanılır.
HbA1c: Glikoz ile hemoglobin (HbA1c), eritrositlerin içinde bulunan, asıl görevi dokulara oksijen taşımak olan hemoglobinin glikozillenmesi ile oluşan bir moleküldür. Ölçümden önceki son 3 aylık ortalama kan glukoz değerini gösterir. Kandaki glukoz miktarı ile HbA1c arasında böyle bir orantı bulunması HbA1c testini diyabetin tanı ve tedavisinde çok önemli aynı zamanda objektif bir test haline getirmiştir. Yine HbA1c ölçümü geriye dönük kan şeker düzeyleri hakkında verdiği değerli bilgiler nedeniyle diyabet komplikasyonlarının önlenmesinde de çok etkili bir yol gösterici olmuştur.
Bun(Kan Üre Azotu): Kanda üreyi oluşturan azot miktarını ölçer. Bilindiği gibi üre, vücuttaki proteinlerin yıkımı sonucu ortaya çıkan amonyağın vücuttan uzaklaştırılabilmesi için üretilen bir atıktır.
Üre: Helikobakter Pilori ekfeksiyonunun tespit edilmesine yarayan basit ve güvenilir bir testtir. Mide veya onikiparmak bağırsağı mukozasında yerleşerek çoğalan Helikobakter Pilori enfeksiyonu tanısı yaklaşık 15 dakika süren bu testle anlaşılmaktadır.
Kreatinin: Vücuttaki metabolizma sonucu üretilen kreatinin böbrekler yoluyla vücuttan uzaklaştırılır. Kan kreatinin düzeyi kısmen vücut kas dokusunun miktarı ile ilişkilidir. Kan kreatinin düzeyi böbreklerin iyi çalışıp çalışmadığını gösterir.
Ürik asit: Gut hastaları eklem ağrısından şikayet ederler (genelde ayak parmaklarında olmak üzere diğer eklemlerde de olur). Ayrıca test kemoterapi ve radyoterapi alan hastaların ürik asit düzeylerinin tehlikeli bir biçimde artıp artmadığını öğrenmek için de kullanılır.
Kolesterol: Kalp hastalığı geliştirme riskinizi tespit etmek için LDL kolesterol testikullanılmaktadır. Kan kolesterol tipleri arasında kalp hastalığı riskini belirlemede en önemlisinin LDL kolesterol olduğu düşünülmektedir.
HDL Kolesterol: Kolesterol vücutta bazı hormonların üretiminde ve D vitamini sentezinde rol alan yağ benzeri bir maddedir. Kolesteroller kanda taşındıkları maddeler açısından ikiye ayrılır: HDL kolesterol (iyi huylu kolesterol) LDL kolesterol (kötü huylukolesterol)
LDL Kolesterol: Kalp hastalığı geliştirme riskinizi tespit etmek için LDL kolesterol testikullanılmaktadır. Kan kolesterol tipleri arasında kalp hastalığı riskini belirlemede en önemlisinin LDL kolesterol olduğu düşünülmektedir.
Trigliserid: Trigliserit tayini için yapılan kan testleri genellikle lipit profilinin bir parçasıdır ve kalp hastalığı açısından riski belirlemede kullanılır. Kalp hastalığı riski taşıyanlarda veya kalp krizi geçirmiş kişilerde veya yüksek lipit ve/veya trigiliserit açısından tedavi görenlerde lipit profilinin bir parçası olarak kullanılır.
SGOT(AST): Kandaki aspartat aminotransferaz (AST) enziminin seviyesini ölçer. Vücutta çeşitli organ ve dokularda üretilen AST enziminin kandaki seviyeleri bazı hastalıklarda tanı koymada veya düşünülen tanıyı ekarte etmede yardımcıdır.
SGPT(ALT): Kandaki alaninaminotransferaz (ALT) enziminin seviyesini ölçer. Vücutta çeşitli organ ve dokularda üretilen ALT enziminin kandaki seviyeleri bazı hastalıklarda tanı koymada veya düşünülen tanıyı ekarte etmede yardımcıdır.

Alkalen Fosfataz(ALP): Kandaki alkalen fosfataz (ALP) enziminin seviyesini ölçer. Vücutta çeşitli organ ve dokularda üretilen ALP enzimi bazı dönemlerde daha fazla üretilir. Fazla üretim normalde kemik büyümesinin hızlı olduğu çocukluk ve gelişme çağındadır.
GGT(G-Glutamil Transferaz): Karaciğer fonksiyon testlerinden biridir. Özellikle alkol ve ilaçların karaciğere olan toksik etkisinin takibinde yararlıdır. Çocuklardaki KC hastalıklarının değerlendirilmesinde ALP’ye oranla daha duyarlı bir indikatördür. Ayrıca GGT kemik hastalıklarından etkilenmez; bu yönüyle ALP’den farklıdır. Pankreatik kanserlerde, prostat kanserlerinde ve hepatomalarda remisyon ve rekkürrenslere hemen yanıt vermesi nedeniyle çok yararlı bir markerdir.
Kalsiyum(Ca): Kemikler, kalp, sinirler, böbrekler ve dişlerle ilişkili hastalıkların taranması, tanısı ve izlenmesi için kan kalsiyumu analiz edilir. Kan kalsiyumu doğrudan kemiklerde ne kadar kalsiyum bulunduğunu değil kan dolaşımındaki kalsiyum miktarını belirtir.
Demir:Demir temel bir besleyici maddedir. Normal kırmızı kan hücrelerinin oluşmasına yardımcı olması için küçük miktarlarda ihtiyaç vardır. Demir, hemoglobinin kritik önemde bir bileşenidir. Hemoglobin kırmızı kan hücrelerinde bulunan ve akciğerlerde oksijeni bağlayan protein olup kan vücudun diğer kısımlarına yolculuk yaptıkça oksijeni serbestleştirir. Düşük demir düzeyleri anemiye (kansızlığa), mikrositik ve hipokromikkırmızı kan hücrelerine yol açabilmektedir. Fazla miktarlarda demir vücut için toksik olabildiği gibi zamanla çok fazla demir emilimi organlar ve dokular içinde demir bileşiklerinin birikmesiyle sonuçlanabilmektedir. Sonuçta karaciğer, kalp ve pankreasa zarar verilebilmektedir.
CRP(Nefelometrik): (c-reaktif protein) seviyesini ölçer. Bu protein vücutta iltihabi bir durum olup olmadığını gösteren bir belirteçtir. Kanda CRP testi iltihabi durumun varlığını belirler ama iltihaplanmanın nerede olduğuna dair bir fikir vermez.
RF(Romatoid Faktör): Romatoid faktörler, vücudunuzdaki sağlıklı dokulara saldırabilecek bağışıklık sisteminiz tarafından üretilen proteinlerdir. Sağlıklı kişilerde, bağışıklık sistemi normalde RF üretmez, bu nedenle kanınızdaki RF varlığı bağışıklık sistemiyle ilgili bir hastalığınız olduğuna işaret edebilir.
İDRAR TETKİKİ(Strip ile Otomatik)
Renk: Vücudumuzda belirli bölgelerin veya sıvıların renk değişikliğine uğraması altta yatan hastalıklara işarettir. Özellikle idrar renginde oluşan değişiklikler, ciddi hastalıkların ilk belirtisi olabilir.
Görünüm: Açık sarı ile koyu sarı arasında değişir.Birçok yiyecek ve ilaç idrarın rengini değiştirebilir. Uzun dönem böbrek hastalıklarında ve kontrolsüz şeker hastalığında idrar renksiz olabilir. Susuz kalındığında idrarın rengi koyu sarıya dönerken, idrarda kan bulunması durumunda idrar rengi kırmızılaşır.
Dansite: Aşırı sıvı alımı veya susuzluk, kalp yetmezliği, şok, böbrek yetmezliği, böbrek enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları, vücutta tuz azlığı veya fazlalığı durumlarında doktorların teşhis koymasını kolaylaştırır.
Ph: Bu test idrar pH’sını ölçerek idrarın ne kadar asidik ya da bazik olduğunu gösterir. İdrar pH testi böbrek enfeksiyonlarının, böbrek taşlarının ve bazı ilaçlarının kullanımının kontrolü açısından gereklidir.
Lökosit: Lökositler, vücudu bulaşıcı hastalıklara karşı korumak için bağışıklık sistemi ile birlikte çalışan beyaz kan hücreleridir. Böbrekte, idrar yolunda veya idrar kesesinde meydana gelen hasarlar lökositlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca vücutta yabancı madde bulunduğunda da lökosit sayısında artış gözlenebilir.
Nitrit: İdrarda nitrit idrar yollarında bir iltihap olduğunu gösteren güçlü delillerden biridir. Bazı iltihap türlerinin varlığı sadece idrar nitrit testleri ile kesinleşmektedir.
Protein: İdrarda protein bulunmaz.Böbrek hastalıkları, enfeksiyonlar, kanser, tansiyon yüksekliği, şeker hastalığı, kalp yetmezliği, lösemi gibi durumlarda idrarda protein tespit edilir.

Glukoz: İdrarda şeker bulunmaz.Şeker hastalığı, böbreküstü bezi hastalıkları, karaciğer hasarı, çeşitli zehirlenmeler ve böbrek hastalıklarında idrarda şeker bulunabilir.
Keton: İdrarda keton bulunmaz.Karbonhidrattan fakir bir diyet yapıldığında, kontrolsüz şeker hastalığında, açlıkta, alkolizmde, oruçta keton pozitif hale gelir.
Ürobilinojen: İdrarda miktarı çok düşüktür.İdrarda ürobilinojen bulunması da siroz, hepatit gibi karaciğer hastalıklarını düşündürür.
Bilirubin: İdrarda bilirubin bulunmaz.İdrarda bilirubin bulunması başta karaciğer hasarı olmak üzere çeşitli hastalıkları düşündürür.
Kan: Susuz kalındığında idrarın rengi koyu sarıya dönerken, idrarda kan bulunması durumunda idrar rengi kırmızılaşır.
İDRAR MİKROSKOPİSİ
Eritrosit(HPF): İdrarda eritrosit (alyuvar) testi, idrarda bulunan alyuvar miktarını ölçer. Tıbbi adıyla “hematüri”, halk arasındaki adıyla kanlı idrar birçok duruma bağlı olarak görülebilir.
Lökosit(HPF): Böbrekte, idrar yolunda veya idrar kesesinde meydana gelen hasarlar lökositlerin ortaya çıkmasına neden olabilir. Ayrıca vücutta yabancı madde bulunduğunda da lökosit sayısında artış gözlenebilir.
Skuamoz Epitel Hücresi(HPF): İdrarda epitel hücreler; böbrek, idrar yolu ve idrar torbasının iç yüzeyini oluşturan epitel dokulardan hücre döküldüğü için görülür.
Böbrek Epitel Hücresi(LPF): İdrarda epitel hücreler; böbrek, idrar yolu ve idrar torbasının iç yüzeyini oluşturan epitel dokulardan hücre döküldüğü için görülür.
Transizyonel Epitel Hücresi(LPF): Böbrek pelvisinden üretra çıkışına kadar üriner sistemin büyük çoğunluğunun iç yüzeyini döşeyen epitelden kaynaklıdır.
Hiyalin Silendir(LPF): İdrarda en sık bulunan silendirdir.Silendir sadece proteinden oluşur. Tübüllerde ilk oluşan silendirdir.
Patolojik Silendir(LPF): İdrarda en sık bulunan silendirdir.Silendir sadece proteinden oluşur. Tübüllerde ilk oluşan silendirdir.
Kristal(LPF): İdrar kristalleri normal idrarda nadiren görülen ancak idrardaki miktarı arttığında genellikle böbrek taşlarını düşündüren maddelerdir. Çünkü bu kristaller birikerek büyüyüp böbrek taşlarının oluşumuna sebep olabilir.
Bakteri(HPF): İdrar yollarındaki bakterileri sebebi incelendiğinde, bademcikler, bağırsaklar veya idrar yollarındaki herhangi bir yapı kaynaklı olduğu görülür.
Maya(HPF): İdrarda ve idrar yollarında maya hücresi bulunması bağırsaklarda yaşayan yararlı organizmaların sayısının zararlı organizma sayısından daha düşük olduğunu göstermektedir.
HEMOGRAM
WBC: Kandaki iltihap hücrelerinin sayımıdır. Enfeksiyon ve hastalıklara karşı vücudun birincil savunma hücreleridir. Vücudumuzun herhangi bir yerinde farkında olduğumuz ya da olmadığımız bir enfeksiyon (bakteri ya da virüs kaynaklı), alerjik ya da sistemik bir reaksiyon olup olmadığını, kısaca vücudumuzunromatizma,kanser,ateşlihastalıklar,otoimmun hastalıklar gibi bir hastalıkla savaşmakta olup olmadığının genel göstergesidir. Genel olarak bakteriyel enfeksiyonlarda arttıkları viral enfeksiyonlarda azaldıkları söylenebilir.

LYM(Lenfosit Sayımı): :Kandaki lökositlerin bir tipi olan lenfositlerin genel lökosit sayımına göre miktari o hastalığın hangi hücrelerle giderilmeye çalıştığının göstergesidir. Lenfositler sitotoksik, yani hücre öldürücü kimyasallar salgılayan hücre tipidir. Özellikle viral enfeksiyonlarda, lökemi ve lenfomalarda yüksek çıkar. Düşük olması ameliyat sonrası enfeksiyonları düşündürür. Melanom ve kolorektal kanserde kanser hücresini öldürmek için o bölgede birikirler.
MON(Monositler): Monosit (MON), bağışıklık sistemi elemanı olan akyuvarların bir türüdür. En büyük tür akyuvardır, esas yiyicilerdir. Kemik iliğinde üretilerek kan dolaşımına ve dokularımıza aktarılır. Kandaki lökositlerin tiplerinden biridir. Enfeksiyonlara ilk cevap veren hücrelerdir. Yüksek olmaları bir organ ya da bölgede bir enfeksiyonun başladığını ve ilk immun cevabın oluştuğunu gösterir. Daha sonra makrofajlara dönüşürler ve enfeksiyon nedenini ortadan kaldırırlar.
NEU: Nötrofiller (NEU), vücuttaki enfeksiyonu atmak için çalışan özel beyaz kan hücreleridir. Kanda nötrofil sayısı az olduğunda, bu durum nötropeni adı verilen nötrofil eksikliğine neden olur.
EO: Eozinofil (EOS), bağışıklık sisteminde görevli bir tür hücredir. Kemik iliğinde üretilirler, bir tür akyuvardır. Vücuda yabancı bir cisim girdiği zaman bağışıklık sisteminin savunma adına ürettiği hücrelerden biridir.
BA: Vücudumuz için zararlı olabilecek yabancı maddelere karşı bağışıklık sistemimiz görev alır. Akyuvarlar (beyaz kan hücreleri) bu bağışıklık sisteminin elemanlarıdır. Bazofil (BAS) da bir tür akyuvardır.
RBC (Red Blood Cell, Kırmızı Küre, Alyuvar) Eritrosit (ERY) Sayısı:: Kandaki dokulara içerdiği demir yardımıyla akciğerden aldığı oksijeni taşıyan ve dokularda biriken karbondioksiti akciğere taşıyarak atılmasını sağlayan hücrelerin sayımıdır ve genelde anemilerin değerlendirilmesinde kullanılır.
HB(Hemoglabin): Kanda demir ve oksijeni bağlamakla görevli bir proteinin miktarıdır. Eritrositlerin dokulara oksijen taşımakla görevli kimyasal parçasıdır. Vücudun enerji yetersizliğinin en önemli ve ilk göstergesidir.
HEMATOKRİT: (HCT): Kan içindeki eritrosit hücrelerin toplam hacim fraksiyonudur (PCV=packed cell volume veya EVF=Eritrosit volum fraksiyon); yani kanın hücresel kısmının sıvı kısmına oranla yüzdesel ifadesidir. Genelde anemilerin değerlendirilmesinde kullanılır. Anemilerde (kansızlıkta) bu hücrelerin sayısı vücut tarafından çoğaltılmaya çalışılır ve bu nedenle bu fraksiyon normalden fazla görülür. Yani bu test kansızlığı belirlemeye yarar.
MCV (Mean Corpuscular Volume) Ortalama Hücre Hacmi: Oksijen taşıyan hücrelerin (eritrositlerin) ortalama büyüklüğüdür ve şu formülle hesaplanır. MCV(fL)=Htc/litredeki_eritrosit_sayısı. MCV düşükse eritrositler daha ufak, yüksekse daha genişlemişlerdir. Demir eksikliği anemisinde eritrositler küçülür; dolayısıyla MCV değeri düşük çıkar. B12 vitamini eksikliği anemisinde ise eritrositler büyümüştür; MCV yüksektir.
MCH (Mean Corpuscular Hemoglobin) Ortalama Hücre Hemoglobini: MCHC düşüklüğü, demir eksikliği anemisine işaret edebilir. Demir eksikliği anemisi, demir bakımından yetersiz beslenme veya kan kaybı nedeniyle oluşabilir.
MCHC (Mean Corpuscular Hemoglobin Concentration) Ortalama Hücre Hemoglobin Konsantrasyonu: MCHC, belli bir miktar kırmızı kan hücresindeki hemoglobin yoğunluğu değeridir. Hemoglobin akciğerden organlara oksijen taşıyan kandaki bir bileşendir.
RDW(Red Blood Cell Distribution Width) Eritrosit Dağılım Genişliği: Eritrositlerin yani kırmızı kan hücrelerinin büyüklükleri kontrol edilir. Bazı hastalıklarda kanda eritrosit büyüklükleri değişkenlik gösterir. Bu tahlil ile hastalıkların tanısı koyulmaya çalışılır. RDW yüksekliği, demir eksikliği (anemi), folik asit ve B12 eksikliğini gösterir.

PLT (Platelet) Trombosit Sayısı: Bu hücreler kanın pıhtılaşma proteinlerini oluşturmaktadır ve kanamaya tıkaç oluşturarak pıhtılaşmaya ve kanamanın durmasına yardımcı olan hücrelerdir. Değişik pıhtılaşma ve kanama bozukluklarında kullanılır. Miktarı düşükse bu trombositopeni (bu hücrelerin hızla parçalanmakta ya da az yapılmakta olduğu) anlamına gelir. Her ikisi de kanamanın durmaması sorununu getirir. Miktarı yüksekse trombositoz anlamına gelir. Fazla üretimi (iyi yada kötü huylu kanser, kan hastalikları gibi durumlarda) gereksiz damar içi pıhtılaşmalara neden olur. Damar tıkanıklıkları ile sonuçlanabilir. Bazı araştırmacılar MPV (mean platelet volume), yani ortalama trombosit hacmi parametresini trombositoz ve trombositopeni tanısında oldukça yardımcı olarak belirtmektedirler.
PCT (Platelet Crit): PCT (prokalsitonin) testi, sepsis (halk dilindeki adı kanzehirlenmesi) şüphesi bulunan hastalara uygulanan birkan testidir. PCT değeri, ciddi bir enfeksiyon olan sepsisin teşhisi için yol göstericidir.
MPV (Mean Platelet Volume): Pıhtılaşma hücrelerinin tüm hücrelere oranıdır. Genç trombositler boyut olarak diğerlerinden büyük olduğundan, yüksekliği trombosit yapımının hızlandığını ve ortamda pıhtılaşma hücrelerinin yapım veya yıkımında sorun olduğunu belirten kan hastalıklarının göstergesidir. Düşüklüğü ise kemik iliğinde trombosit yapımı ile ilgili bir problem işaret eder. Trombosit sayısı diğer hücrelere göre azdır.
PDW (Platelet Distribution Width): PDW testi, kandaki platelet büyüklüklerinin dağılımını ölçmeye yarar. Plateletler kemik iliğinde üretilirler ve kanın pıhtılaşmasında görev alırlar. Plateletlere trombosit ya da kan pulcuğu da denmektedir.
Sedimentasyon: Kanın hücre ve diğer maddelerle sıvı kısmı arasındaki yoğunluk farkını gösterir. Kanda herhangi bir hücre ya da herhangi bir molekül (şeker, yağlar, proteinler, savunma sistemleri, vb.) yükselirse, kanın yoğunluğu artar ve bu elemanların oranına göre kan elemanları hızla çöker. Bu çökme belli zamanda ne kadar yüksekse, normalin üzerinde bulunan bir ya da birkaç maddenin kanda hatalı olarak fazla bulunduğu anlaşılır ve bu maddeyi bulmak için daha detaylı araştırmalara başvurulur. Bir hastalığın ilk işaretidir (enfeksiyon, kanser, otoimmun hastalıklar, ateşli hastaliklar, vb.)
GRA (Granulositler): Kandaki lokositlerin tiplerinden biridir. Bu hücrelerin çeşitli enfeksiyonlarla ve alerjiyle savaşan tipleri vardır. Üçe ayrılırlar. Nötrofiller organizmayı mikroorganizmaların istilasindan bir nevi onları yutarak (fagositoz) korur. Eozinofiller alerjik reaksiyonlarda ve bazı parazit enfeksiyonlarında artarlar; alerjik reaksiyonların da oluşmasına nedendirler. Bazofiller ise yine bazı bakteri ve parazitleri fagosite ederek (yutarak) kendi içlerinde yok ederler; aynı zamanda histamin denilen maddenin salınmasında da rol oynarlar.
Sedimentasyon:Vücuttaki iltihabı tespit etmek için kullanılan bir kan değeridir. İnflamatuar hastalıklar,romatizmal hastalıklar,akut ve kronik enfeksiyonlar,maligniteler, ramotoid hastalıklar tanısında kullanılan testtir.
TSH(Ultra Sensitive): Kandaki tiroid uyarıcı hormonunun seviyesini ölçer. Tiroid Uyarıcı Hormontesti olarak da adlandırılan test, tiroid bezi problemleri, tiroid bezinin az veya fazla çalışması hakkında bilgi veren bir testtir.
Serbest T3(FT3): Tiroid hormonlarının seviyesini ölçer. Bu testler tiroid bezinin nasıl çalıştığını gösteren testlerdir. Boynun ön tarafında bulunan tiroid bezi, Tiroid Uyarıcı Hormon’un (TSH) etkisiyle çalışır ve tiroid hormonları olan T3 ve T4 hormonlarını üretir.
Serbest T4(FT4): Tiroid hormonlarının seviyesini ölçer. Bu testler tiroid bezinin nasıl çalıştığını gösteren testlerdir. Boynun ön tarafında bulunan tiroid bezi, Tiroid Uyarıcı Hormon’un (TSH) etkisiyle çalışır ve tiroid hormonları olan T3 ve T4 hormonlarını üretir.
CEA(Karsinoembriyojenik Ag): Kandaki karsinoembriyonik antijen seviyesini ölçer. CEA, özellikle kalın bağırsak kanseri başta olmak üzere bazı kanserlerde seviyesi artan bir moleküldür.
CEA 19 9: Cea 19 9 olarak da bilinen CA 19 9 kan testi kanda CA 19-9 olarak adlandırılan antijen seviyesini ölçmek için yapılır. Antijenler, vücudun bağışıklık sistemini uyaran maddelerdir. Pankreas kanserinden safra kesesinde taşa, yumurtalık kistine kadar çeşitli nedenlerden dolayı CA 19 9 testi sonuçlarınız yüksek çıkabilir.

PSA:Prostatkanseri açısından hastalıkbelirtisiveren semptomatikvevermeyen asemptomatik erkekleri taramak, prostat biyopsisi gerekliliğini ve prostat kanseri tedavisinin etkinliğini belirlemeye yardımcı olmak ve prostat kanseri nüksünü saptamak için bu test yapılır.
AFP: Sağlıklı kişilerde seviyesi düşük olan bu protein, karaciğer hasarı ve çeşitli kanserlerde yükselmiş olabilir. Siroz veya hepatit gibi kronik karaciğer hasarının olduğu hastalıklarda tedavinin izlenmesi için de AFP testinden faydalanılır.
HBsAg(Kantitatif Test): HBsAg’nin “pozitif” olması kişinin hepatit B ile enfekte olduğunu gösterir ki akut yada kronik enfeksiyon olabilir. Enfekte olmuş kişiler virüsü diğer kişilere kan yoluyla bulaştırabilirler.
Anti HIV: HIV testi, kandaki bu antikorların olup olmadığını gösterir. AIDS’i göstermez. Pozitif test sonucu, vücudun HIV’e karşı antikor üretiyor olduğunu gösterir. Eğer testte antikorlar varsa, bu HIV’le enfekte olduğunuz anlamına gelir.
Vitamin B12: B 12 testi, kan dolaşımında bulunan vitamin B12’nin miktarını ölçerB12 vitamini, özellikle kan hücrelerinin yapımı ve sinir sistemi için gerekli bir vitamindir.
Gaitada Gizli Kan: Gaitada bulunan kan erken kanserin tek belirtisi olabilir. Kanser erken tespit edildiği taktirde tedavi edilebilme ihtimali artar. GGK testi kanserin teşhisine yönelik değildir; kanamanın kaynağını bulmak için ileri araştırmanın yapılması gerekir çünkü kandiğer gastrointestinal problemlerin de göstergesi olabilir.
EKG(Elektrokardiyografi): Elektrokardiyografi (EKG), kalbin kulakçık ve karıncıklarının kasılma ve gevşeme evrelerini, kalbin uyarılması ve uyaranın iletilmesi sırasında ortaya çıkan elektriksel aktiviteyi milimetrik kağıt üzerine yazdırma temeline dayanan bir muayene yöntemidir. Kalbin elektriksel haritasının resmidir.
Akciğer Grafisi: Akciğer grafisi ile akciğer kanseri, pnömoni, bronşektazi, akciğer absesi, akciğer kisti, plörezi, pnömotoraks ve daha birçok akciğer hastalığının tanısı konulabilmektedir. Ayrıca standart akciğer grafisinde akciğerler dışında kalp, göğüs duvarının yumuşak dokusu ve kemik yapıya ait hastalıklar da teşhis edilebilir.
Üst Abdomen US: Üst Abdominal Ultrason ile karın içinde bulunan karaciğer, safra kesesi, her iki böbrek, böbrek üstü bezleri, pankreas, orta hat damar yapıları, dalak, karın ağrısı, böbrek ağrısı, böbrek soğukluğu, taş şikayetleri, kasılma şikayetleri, midede yanma gibi bu bölgeleri ilgilendiren şikayetlere yönelik olarak yapılan bir testir.
Pelvik US: : Erkeklerde de Pelvik Ultrasonografi belli bir yaştan sonra benign prostat hipertrofisi (iyi huylu prostat büyümesi) yönünden inceleme amacıyla kullanılabileceği gibi her yaşta prostat ve mesane kanserleri, üreter alt uç taşları değerlendirilmesi açısından da kullanılır.
Solunum Fonksiyon Testi (SFT): Akciğer fonksiyon testleri olarak ta bilinen solunum fonksiyon testleri ,akciğerlerinizin ne kadar iyi çalışıp çalışmadığını ölçmek için kullanılır. Bu testler nefes darlığı gibi yakınmaları olan hastalarda hastalıkların tanısında yardımcı laboratuvar incelemesidir.Doktorlar bu testi astım, pulmoner fibrozis(akciğer dokusunun sertleşmesi), KOAH hastalıklarında(kronik obstrüktif akciğer hastalığı) gibi durumlarda tanıyı desteklemek amacıyla kullanırlar.
VİTAMİN D: Güneş vitamini yada kolekalsiferol denilen D vitamini, kemiklerin büyümesi ve gelişmesi için ihtiyaç duyulan kalsiyum ve fosforun ince bağırsaklarda emilimine yardımcı olur. Yeni deri üretimi için gereklidir. Kanserli hücrelerin büyümesini azaltır. Kalp hastalıklarını önler. Kolon kanseri riskini azaltır.
EKO: Ekokardiyografi ses ötesi dalgaları kullanarak (ultrasound, ultrason) kalbin ve kalp içinde akım halindeki kanın görüntülenmesi ve incelenmesi yöntemidir. Ekokardiyografiye kısaca eko veya kalp ultrasonu da denebilir.
UZMAN HEKİM TARAFINDAN SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ

Check up programlarını değerli buluyorum. Umarım olmaz ancak Şuan vücudumuzdaki küçük sorunlar ilgilenilmediği zaman daha büyük ve geç kalınmış sorunlar olarak karşımıza çıkabiliyor. Senede ya da iki senede bir kesin yapmanızı öneriyorum. Belli bir yaştan sonra seneyi geçirmemekte fayda var.

Sağlıklı Günler Diliyorum.
Mali Müşavir
Serkan ATASOY