YARGITAY KARARLARINDA SMMM

YARGITAY KARARLARINDA SMMM

GİRİŞ

Değerli Muhasebe Bilenler Topluluğu üyeleri;

Muhasebe mesleği müşterilerinin mali ve finansal iş ve işlemlerini kayıtlamaya, sınıflandırmaya, özetlemeye ve ilgililere değişik formatlarda yasal çerçeve içerisinde raporlamaya çalışan bir alandır. 3568 sayılı yasaya göre muhasebe mesleğini icra edebilmek için, eğitim, staj ve sınav şartları bulunmaktadır. Serbest Muhasebeci Mali Müşavir ve Yeminli Mali Müşavir olmak üzere iki temel unvan 3568 sayılı yasada tanımlanmıştır. Bu mesleki ünvanlara bir de “bağımsız denetçi” ünvanını günümüzde eklemek gerekir.

Vergi mevzuatı, iş ve sosyal güvenlik mevzuatı, ihale mevzuatı, teşvik mevzuatı gibi pek çok düzenlemeyi SMMM’ler bilmek zorundadırlar. Bu kadar yoğun mevzuat değişikliklerinin olduğu günümüzde hukuki mevzuatı takip etmek oldukça güç olmaktadır. Bütün bunların yanı sıra mesleğin klasik sorunları olan tahsilat sorunu, haksız rekabet, müşteri sayısının azalması, mesleğe yeni girişlerin artması gibi sorunlarda meslektaşlarımızı zorlamaktadır. Çok az sayıda da olsa bazı meslek mensuplarının bu ortamda bazı suçları işlemek zorunda kaldıkları da görülmektedir. İşte bu çalışmamızda Yargıtay’a intikal eden ve SMMM ünvanlı meslektaşlarımızı ilgilendiren kararlardan birkaç tanesini sizler için seçmeyi uygun bulduk.

Muhasebe bilenler topluluğuna ve Sayın Serkan TAVŞAN’a bu çalışmanın sizlere ulaşmasını sağladığı için teşekkür etmeyi bir borç bilirim. Umarım çalışma sizlere de faydalı olur.

İÇİNDEKİLER

GİRİŞ. 1

  1. NAYLON FATURA İDDİASI; YAZI İMZA İNCELEMESİ VE ŞİFRE KULLANDIRMA.. 3
  2. VERGİ VE SGK PRİMİ YATIRMA.. 4
  3. VERGİ ÖDEME KARARI 5
  4. SAHTE SİGORTALILIK. 6
  5. SAHTE FATURA DÜZENLEMEK. 7
  6. SAHTE SİGORTALILIK. 8
  7. SAHTE MALİ TABLO DÜZENLEME. 10

8.GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA.. 11

  1. MALİ MÜŞAVİRLİK ÜCRETİ 13
  2. İMZA TAKLİDİ 14
  3. SAHTE ÖDEME DEKONTU YAPMAK. 15
  4. MUHASEBE ÜCRETİ 17
  5. STOKLARIN ÇALINARAK SATIŞI 18
  6. NAYLON FATURAYA İŞTİRAK. 20
  7. SAHTE SMMM RUHSATI VE SAHTECİLİK. 21
  8. BAĞIMLI ÇALIŞAN ÜCRETİ 24
  9. KAÇAK SMMM HİZMETİ SUNMAK. 26

18.BAĞIMLI ÇALIŞMA.. 27

  1. MÜHÜR SAHTECİLİĞİ 30
  2. SAHTE BELGE DÜZENLEMEK VE KULLANMAK. 31

SONUÇ. 39

1. NAYLON FATURA İDDİASI; YAZI İMZA İNCELEMESİ VE ŞİFRE KULLANDIRMA

 

  1. Ceza Dairesi 2016/8681 E. ,  2017/128 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ                  : 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na muhalefet

HÜKÜM             : Beraat

1-Müşteki Kocaeli Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası vekilinin, sanık … hakkında verilen beraat hükmüne yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sanığa yüklenen Vergi Usul Kanunu’na muhalefet suçundan şikayetçinin doğrudan zarar görmemesi nedeniyle davaya katılma ve hükmü temyiz etme hakkı bulunmadığından, vekilinin vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gerekli 1412 sayılı CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

2-Katılan Maliye Bakanlığı vekilinin, sanıklar … ve … hakkında verilen beraat hükümlerine yönelen temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Sanıklar hakkında komisyon karşılığında sahte fatura düzenlemek suçundan açılan kamu davasında, sanık …’ın savunmalarında, 2012 yılında mali müşavir olan diğer sanık …’ın yanında eleman olarak çalıştığını, xyz Mühendislik isimli firmaya bir ay kadar muhasebe hizmeti verdiklerini, ancak sonradan çevreden bu firmanın sahte fatura işi yaptığını öğrenince kendileri ile çalışmayı bıraktıklarını, yaptığı işlemlerden diğer sanık …’ın da bilgisinin olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini beyan etmesi, sanık … Sarıoğlunun ise alınan beyanlarında, serbest muhasebeci mali müşavir olduğunu, diğer sanık …’in kendisinin yanında iş ortağı olarak çalışması nedeniyle şifresini de bildiğini, beyanname ve işlemleri sanık …’in bu şifre ile yaptığını, sanık …’ı o tarihte tanımadığını, suçlamaları kabul etmediğini beyan etmesi, temyiz dışı sanık …’ın ise savunmalarında, muhasebe işlemlerini takip eden diğer sanıkların kendisi adına sahte faturalar düzenlediklerini, bu duruma sanıklardan …’ın yanında gördüğü Münir isimli şahsın da tanık olduğunu beyan etmesi karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek biçimde belirlenebilmesi bakımından, öncelikle suça konu faturaları kullanan şirket yetkilileri veya kişiler dinlenerek sözü edilen faturaları hangi hukuki ilişkiye dayanarak, kimden aldıkları ve sanıkları tanıyıp tanımadıklarının saptanması, mükellef şirket yetkilisi olan temyiz dışı sanık …’ın kendisi tarafından düzenlenmeyip, diğer sanıklar tarafından düzenlendiklerini iddia ettiği faturalardaki yazı, rakam ve imzaların sanıklar … ve … ile bu sanıkların işyerinde çalıştığı dosya kapsamından anlaşılan …’a ait olup olmadığının tespiti yönünden usulünce bilirkişi incelemesi yaptırılması ve …’ın beyanlarında ismi geçen Münir isimli şahsın açık kimlik ve adres bilgilerinin araştırılarak tespitinden sonra tanık sıfatıyla dinlenmesinden sonra toplanan tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ile yazılı şekilde beraatlerine hükmedilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,12.01.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2. VERGİ VE SGK PRİMİ YATIRMA

 

  1. Ceza Dairesi 2014/11051 E. ,  2016/9213 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ                  : Güveni kötüye kullanma

HÜKÜM             : TCK’nın 155/1, 43/1, 62/1, 50/1-a ve 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkûmiyet

Güveni kötüye kullanma suçundan sanığın mahkumiyetine dair hüküm katılan ve sanık tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü.

Serbest muhasebeci olan sanığın, mağdura ait vergi borçları ile sigorta primlerini maliyeye yatırmak üzere ondan aldığı paraları adı geçen kuruma yatırmayarak özel işlerinde kullandığının iddia edildiği olayda;

1-Katılanın sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan kurulan hükme yönelik yapmış olduğu temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Katılanın hükümden sonra verdiği 21.05.2014 havale tarihli dilekçeyle, şikâyetten vazgeçtiğini bildirmesi karşısında, 5271 sayılı CMK’nın 234. maddesi uyarınca davaya katılma hakkı ve buna bağlı olarak kanun yoluna başvurma hakkının ortadan kalkacağı dikkate alınarak, temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

2-Sanığın güveni kötüye kullanma suçundan hakkında verilen mahkumiyet hükmüne yönelik yapmış olduğu temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Serbest muhasebecilerin 3568 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtilen görevleri arasında sigorta primi ve vergi borcu yatırmak gibi bir görevlerinin bulunmadığı, öte yandan Türkiye Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği’nin Mecburi Meslek Kararlarına ilişkin 26.01.1996 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 1996/1 sayılı genelgesinin 1. maddesinde yer alan “Meslek mensupları, müşteri adına üçüncü kişilere ödeme yapmak üzere her ne isim altında olursa olsun mali değerler alamazlar” hükmüne de yer verildiği, bu kapsamda sanığın, sigorta primlerini ve vergi borçlarını yatırmak üzere mağdur tarafından verilen paraları ilgili kuruma yatırmamak şeklindeki eyleminin, göreviyle ilgisi bulunmayıp, takibi şikayete bağlı olan TCK’nın 155/1. maddesindeki suçu oluşturması ve mağdur …’ın 21.05.2014 havale tarihli dilekçeyle şikayetinden vazgeçmesi karşısında; 5237 sayılı TCK’nın 73/6. maddesi gereğince şikayetten vazgeçmeyi kabul edip etmediği hususunda sanığın beyanı alınarak sonucuna göre hukuki durumunun değerlendirilmesi zorunluluğu,

Kabule göre de;

Hükümden sonra 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 253/1. maddesinde yapılan değişikliğe göre, TCK’nın 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun uzlaşma kapsamına alınması karşısında; sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Kanuna aykırı olup, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 05.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

3. VERGİ ÖDEME KARARI

 

  1. Ceza Dairesi 2015/11385 E. ,  2016/10346 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     :Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma

HÜKÜM              : TCK’nın 155/2, 168/1, 62, 50/1-a, 52 maddeleri uyarınca 2.000 TL ve 1.000 TL adli para cezası

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Gerekçeli karar başlığında 26.03.2010 olan suç tarihinin 2009 yılı Nisan ayı olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

Katılanın, muhasebeci olan sanıkla anlaşmaları üzerine, sanığa, şirkete ait sosyal güvenlik kurumu primleri ve vergi borçlarını ödemesi amacıyla 27.000 TL para verdiği, sanığın bu parayı ilgili yerlere yatırmayarak kendi yararına kullandığı, bu şekilde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia olunan olayda;

Sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Serbest muhasebecilerin 3568 sayılı Kanun’un 2. maddesinde belirtilen görevleri arasında sigorta primi yatırmak gibi bir görevleri olmadığı gibi, Türkiye Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği’nin Mecburi Meslek Kararlarına ilişkin 26.01.1996 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 1996/1 sayılı genelgesinin 1 inci maddesinde yer alan “meslek mensupları, müşteri adına üçüncü kişilere ödeme yapmak üzere her ne isim altında olursa olsun mali değerler alamazlar” şeklindeki hükmü karşısında sanığın, işçi sigorta primlerinin ve vergi borçlarının ödenmesi için katılan tarafından verilen paraları ilgili kurumlara yatırmayarak özel işlerinde kullandığının iddia ve kabul olunması karşısında; eyleminin göreviyle ilgisi bulunmayıp, TCK’nın 155/1 maddesindeki suçu oluşturduğu, sanığın bu şekildeki eyleminin 2009 yılı nisan ayında katılan tarafından fark edildiği, katılan tarafından fail ve fiilin öğrenildiği tarihin 2009 yılı nisan ayı olmasına rağmen katılan vekili tarafından şikayetin 26.03.2010 tarihinde yapıldığı, belirtilen iki tarih arasında TCK’nın 73/1. maddesindeki 6 aylık şikayet süresinin geçmesi nedeniyle TCK’nın 73/4, CMK’nın 223/8. maddeleri uyarınca, sanık hakkında kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekirken mahkumiyet kararı verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesi ile değişik 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 05.12.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

4. SAHTE SİGORTALILIK

 

  1. Ceza Dairesi 2016/526 E. ,  2016/9250 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     :Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık

HÜKÜM              : Sanıkların ayrı ayrı beraatlerine ilişkin

 

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;

Sanıklar .., … ve …’un TNÇ İletişim şirketinin yöneticileri olduğu, sanık …’ın serbest mali müşavir olması ve 3568 Sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunun 45. maddesinde belirtilen yasaklar kısmında, serbest muhasebeciler bu ünvanlarıyla gerçek ve tüzel kişilere tabi işyerlerine bağlı olarak hizmet akdi ile çalışamayacakları amir hükmüne karşın bu işyerinde sigortalı olarak gösterilmek sureti ile 152.19 TL sağlık giderinden yaralarlandırıldığı ,…’ın eşi olan diğer sanık …’ın da söz konusu şirkette fiilen hizmet görmediği halde şirketin aşçılığını yaptığı bildirilerek, 1.245.47 TL sağlık yardımlarından yararlanmasının sağlandığı bu suretle katılan kurumun zararına haksız menfaat elde edildiği iddia olunan somut olayda;

Mahkemece suçun sabit olmadığına ve sanıklar tarafından işlenmediğine dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Beraat eden sanıkların, vekaletname ile tayin ettikleri ortak müdafii tarafından temsil edilmeleri karşısında, her bir sanık lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar …, …, … müdafiinin yalnızca bu duruma münhasır temyiz itirazı yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 6723 sayılı Kanun’un 33 maddesi ile değişik 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılanmayı gerektirmediğinden, aynı yasanın 322.nci maddesi uyarınca , hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinden sonra gelmek üzere hükme, “Kendilerini vekil ile temsil ettiren sanıklar …, … ve… lehine karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 2.640’ar TL vekalet ücretinin hazineden alınarak sanıklara ayrı ayrı verilmesine” cümlesinin eklenmek suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün isteme uygun olarak DÜZELTİLEREK ONANMASINA , 02.11.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

5. SAHTE FATURA DÜZENLEMEK

 

  1. Ceza Dairesi 2016/2183 E. ,  2016/6292 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : 213 sayılı Vergi Usul Kanununa Muhalefet

HÜKÜM              : Beraat

1-Katılan vekilinin sanık hakkında “2004 takvim yılında sahte fatura düzenlemek” suçundan kurulan beraat hükmüne yönelen temyiz itirazlarının incelenmesinde;

5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7 ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 9. maddeleri hükmü karşısında; sanığa yüklenen “2004 takvim yılında sahte fatura düzenlemek” suçunun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 765 sayılı TCK’nun 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının, suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşılmış ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, sair yönleri incelenmeyen hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Yasanın 322. maddesinde öngörülen yetkiye dayanılarak sanık hakkında açılan kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCK’nun 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca istem gibi DÜŞÜRÜLMESİNE,

2-Katılan vekilinin sanık hakkında “2005 ve 2006 takvim yıllarında sahte fatura düzenlemek” suçlarından kurulan beraat hükümlerine yönelen temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;

Davaya dayanak teşkil eden 28.06.2007 gün ve 3617 sayılı mütalaa ve ekindeki vergi suçu/tekniği raporları ile tüm dosya kapsamından sanık … ve …’ın … Yemekçilik Gıda Ltd. Şti. nin ortakları oldukları, farklı tarihlerde yapılan yoklamalarda işyerinin kapalı olduğu ve fiilen faaliyetinin bulunmadığı, şirket ortaklarının vermiş oldukları adreslerde bulunamadıkları, faaliyetleriyle ilgili düzenli beyanname vermedikleri, KDV beyannamelerinde serbest muhasebeci veya serbest muhasebeci mali müşavir kaşe ve imzalarının bulunmadığı, sanığın dava konusu şirket dışında haklarında sahte fatura düzenleyicisi olduklarına dair rapor düzenlenip suç duyurusunda bulunulan üç ayrı şirketin daha ortağı gözüktüğü, bu şirketlerle ilgili dosya arasında bulunan 28.12.2006 gün ve VDENR-2006-1091/Ö.G/23 sayılı vergi tekniği raporunda sanığın adresinde 04.02.2005 tarihinde yapılan aramada … Yemekçilik Gıda Ltd. Şti. dahil olmak üzere yetkilisi olduğu şirketlerle ilgili olarak düzenlemiş olduğu sahte belge ve faturaların ele geçirildiğinin ve sanığın yetkilisi olduğu diğer şirketler hakkında da davamıza konu … Yemekçilik Gıda Ltd. Şti. ile ilgili yapılan tespitlere benzer tespitlerde bulunulduğunun, bu şirketlerinde sahte fatura düzenleyicisi olduklarının belirtilmesi, dosya arasına onaylı sureti alınan …Asliye Ceza Mahkemesinin 2007/773 Esas sayılı dosyasında sahte fatura kullanmak suçundan sanık olarak yargılanan …’ın yetkilisi olduğu … Seyahat Reklam Drg. Ltd. Şti. ne ait vergi suçu/tekniği raporlarından sanığın ortağı olduğu … Yemekçilik Gıda Ltd. Şti.,…Otel Ekip Med. Itr. Kuyum. İnş. Nak. A.Ş. ve Kavram Otel Ekip. Dizayn Mim. Turz. Ltd. Şti.nin sanık …’a 2004, 2005 ve 2006 dönemlerinde sahte fatura düzenleyerek verdiklerinin tespit edilmesi, anılan dosya sanığı …’ın savunmasında faturalarını alarak kullandığı şirket yetkililerini tanımadığını beyan etmesi, dosya arasına getirtilen karşıt inceleme raporlarının içerikleri ve tüm dosya kapsamından sahte fatura düzenledikleri tespit edilen çok sayıda şirketin ortağı olan, nezdinde yapılan aramada çok sayıda sahte fatura ve belge ele geçirilen sanık …’ın sahte fatura düzenlemek amacıyla kurduğu, gerçek faaliyetleri olmayan şirketler vasıtasıyla sahte fatura düzenlediği ve bu işini meslek haline getirdiğinin anlaşılması karşısında, müsned 2005 ve 2006 takvim yıllarında sahte fatura düzenlemek suçları sübut bulduğundan her bir takvim yılında işlenen suçlar açısından ayrı ayrı mahkumiyetine karar vermek gerektiği gözetilmeden, dosya kapsamıyla bağdaşmayan yetersiz gerekçe ile beraatine karar verilmesi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca istem gibi BOZULMASINA, 20.10.2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

6. SAHTE SİGORTALILIK

 

  1. Ceza Dairesi 2015/7629 E. ,  2016/7975 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     :Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Nitelikli dolandırıcılık

HÜKÜM               : 1-Sanıklar …, …, …, … hakkında; TCK’nın 158/1-e, 43/1, 62, 52/2, 52/4, 53 maddeleri gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 31.240 TL adli para cezası

2-Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında; TCK’nın 158/1-e, 62, 52/2, 52/4, 53 maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis ve 5.000 TL adli para cezası

3-Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında; TCK’nın 158/1-e, 168/1, 62, 52/2, 52/4, CMK’nın 231 maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 1.660 TL adli para cezası ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına

4-Sanıklar …, … hakkında; TCK’nın 158/1-e, 168/2, 62, 52/2, 52/4, CMK’nın 231 maddeleri gereğince 1 yıl 6 ay hapis ve 2.500 TL adli para cezası ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına

5-Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında; TCK’nın 158/1-e, 35/2, 62, 52/2, 52/4, CMK’nın 231 maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis ve 2.500 TL adli para cezası ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanıklar … ve …’ın …Petrol Ürün. İnş. Tarım Gıda Tur. Tekstil San. Tic. Ltd. Şti. isimli şirketlerinin bulunduğu, sanık …’ın ise serbest muhasebeci-mali müşavir olarak çalışıp sanık …’i yanında çalıştırdığı, sanıklar … ve …’in sanıklar … ve …’ın bilgisi dahilinde suç tarihleri arasında diğer sanıkları şirkette sigortalı olarak gösterip gerçeğe aykırı olarak “Sosyal Sigortalar Kurumu İş Yeri Bildirgesi” tanzim edip katılan kuruma vermek suretiyle kurumu zarara uğrattıkları iddia edilen olayda;

1-Katılan vekilinin sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlara yönelik yaptığı temyiz talebinin incelenmesinde;

Sanıklar hakkında kurulan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” dair karara yönelik itirazın reddine ilişkin Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/01/2012 gün ve 2012/44 değişik iş sayılı kararı 5271 sayılı CMK’nın 271/4 maddesi uyarınca kesin nitelikte olup, bu karara yönelik temyiz yolu kapalı olduğundan katılan vekilinin temyiz istemiyle ilgili olarak dairemizce karar verilmesine yer olmadığına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

2- Sanıklar … ve … ile sanık … müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;

Sanıkların yokluğunda verilip savunmalarında belirrtikleri adreslerinde sanıklar … ve …’a 19/10/2011 tarihinde tebliğ edilen mahkumiyet hükmüne yönelik yasal süresi geçtikten sonra yaptıkları 28/10/2011 tarihli, sanık …’ya ise 15/11/2011 tarihinde tebliğ edilen mahkumiyet hükmüne yönelik, yasal süresi geçtikten sonra müdafiinin yaptığı 23/11/2011 tarihli temyiz inceleme başvurularının, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,

3-Sanıklar …, …, …, …, …, …, …, …, …, …, … ve … hakkında kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;

Beyanlar, teftiş raporu ve tüm dosya kapsamından sanıkların atılı suçu işledikleri anlaşıldığından mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda uygulamasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili, sanıklar …, …, …, …, …, …, …, sanık … müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,

4- Sanıklar …, … ve … hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;

Sanıkların atılı suçu işledikleri tüm dosya kapsamından anlaşıldığından mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

 

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili, sanıklar … ve …’ın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak ;

Sanıkların temyiz dilekçeleri ekinde sundukları belgelerden kurum zararını hüküm tarihinden önce giderdikleri anlaşıldığından, katılan kurumdan zararın tamamen giderilip giderilmediği sorularak sonucuna göre sanıklar hakkında TCK’nın 168. maddesi uyarınca yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğunun bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili, sanıklar … ve …’ın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 21/06/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

7. SAHTE MALİ TABLO DÜZENLEME

 

  1. Ceza Dairesi 2016/3192 E. ,  2016/6136 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Nitelikli dolandırıcılık

HÜKÜM              : Resmi belgede sahtecilik suçundan; 5237 sayılı TCK’nın 204/1, 62, 53, CMK’nın 231 maddeleri gereğince neticeten 1 yıl 8 ay hapis ve hak yoksunluğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,

Nitelikli dolandırıcılık suçundan; 5237 sayılı TCK’nın 158/1-j-son, 62, 52, 53 maddeleri gereğince neticeten 4 yıl 2 ay hapis ve 666.660 TL adli para cezası, hak yoksunluğu.

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

1) Resmi belgede sahtecilik suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları CMK’nın 231/12, 267 vd. maddeleri gereğince itiraz kanun yoluna tabi olup, sanık müdafisinin bu hükme yönelik temyiz isteminin merciince itiraz olarak değerlendirilmek üzere dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,

2) Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;

Sanığın yetkilisi olduğu … Tic. Ltd. Şti adına,…AŞ,’den genel kredi sözleşmesine dayanarak kredi aldığı, daha sonra kredinin ödenmemesi üzerine, yapılan araştırmada kredi karşılığı teminat olarak verilen 4 adet çekin ve şirkete ait bilanço ile gelir tablolarının sahte olduğunun belirlendiği, bu çekler hakkında icra takibi yapıldığı, çek sahiplerinin takibe itiraz ettikleri, itiraz sonucu bilirkişi raporu düzenlendiği, bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarda suça konu çeklerdeki keşideci imzalarının çek sahiplerine ait olmadığının görüldüğü, sahte belgelerden, kredi sözleşmesi ile birlikte sanık tarafından şirketlerine ait olduğu belirtilen şirket bilançosu ile şirket gelir tablosunun altında kaşesi bulunan serbest muhasebeci mali müşavir …’ın ifadesinde, dosyada bulunan bilanço ile gelir tablosundaki kaşeler üzerindeki imzaların kendisine ait olmadığını, böyle bir şirketle çalışmadığını, belgeleri kendisinin düzenlemediğini belirttiği; böylece sanık …’ın sahteliğini bildiği çekleri cirolayıp teminat olarak bankaya vererek hak etmediği krediyi almak için çekleri kullanmak ve bankadan 400 bin TL kredi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği anlaşıldığından mahkumiyete yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak ;

Suç nedeniyle olayda her hangi bir somut zararı doğmayan müşteki… A.Ş’nin katılan sıfatıyla davaya kabul edilerek lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, “müşteki Denizbank A.Ş lehine vekalet ücretine hükmedilmesine” ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 11/05/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

8.GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMA

 

  1. Ceza Dairesi 2014/23865 E. ,  2016/2749 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Güveni kötüye kullanma

Güveni kötüye kullanma suçundan sanığın mahkûmiyetine ilişkin hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü.

Sanık …’in, katılana ait firmanın tarım ve organik gıda sektöründe yatırımlar yapacağından haberdar olması üzerine firma sahibi olan katılan ile irtibat kurarak mühendis olduğunu, eğer kendisine imkân sağlanırsa bu konudaki tecrübeleriyle kârlı bir işletme kuracağı yönünde güven telkin ederek gerekli işlemler için vekâletname ile yetki verilmesini sağladıktan sonra, devamlı surette kurulan yeni işletmenin ihtiyaçlarını ileri sürerek donanım ve tesisat harcaması ile başka birtakım giderlerde bulunduğu, ancak bunların işletme faaliyetinde değil de şahsi menfaatinde kullanıldığı ve ……. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin …… D.İş sayılı dosyası ile yaptırılan tespite göre demirbaşlardan bir kısmının eksik olduğunun anlaşıldığının iddia edildiği olayda;

Sanığın aşamalardaki tüm savunmalarında fabrikanın kurulmasından işletilmesine kadar gerekli olan malzemeleri aldığını, bunun için personel istihdam ettiğini, katılan tarafından ibraz edilen makbuzlardan bir kısmının altındaki imzanın kendisine ait olmadığını, bir makbuzun ise tamamen gerçek dışı düzenlendiğini, ….. verilecek paranın kasaya girmediğini belirterek suçlamaları kabul etmemesi yanı sıra müdafisi tarafından verilen temyiz dilekçesinde, katılanın ……. tarihli torba kasa durumu ….. isimli belgedeki ……. tarihli 50.000 TL’ye ilişkin makbuz ya da belgenin bulunmadığını, müvekkilinin bu parayı almadığını, ….. tarih ile 5.000 TL ve 30.05.2008 tarih ve 20.000,00 TL meblağlı makbuzların altındaki imzaların müvekkiline ait olmadığını, sahte imza ile makbuz kesildiğini, makbuzların doğruluğunun araştırılmadığını, şahsi hesaplarını şirkete yansıtmadığını, şirketin bu giderleri ödediğine ilişkin hiçbir makbuzun bulunmadığını, ev kirası giderleri, apartman aidatı, taksi masrafları, ilaç, gıda ve araç bakım giderlerinin şirkete ait olduğunu, katılanın pek çok şirketi olup, sanığın göndermiş olduğu masraf ve fişlerini başka şirketlerin defterlerine kaydettirdiklerinden bu belgelere ulaşma imkânının bulunmadığını, katılanın sanığa toplamda 101.050,00 TL para gönderdiğini, bu para ile o fabrikanın kurulup,15 personelin maaş, yemek ve tüm giderlerini karşılamaya yeterli olmadığını, sanığın kendi cebinden 171.606,00 TL tediye makbuz karşılığı kasaya giriş yaparak muhasebeci …… teslim ettiğini, buna ilişkin tüm kasa döküm ve masraf belgelerinin ……. olduğunu, işletmedeki bazı makinelerin …… şirketinden alınıp, yine katılan ve müdürlerin kontrolünde bu firma tarafından fabrika sahasına kurulduğunu, diğer makineleri katılanın bizzat aldığını, güvenlik görevlisi olan …… beyanında da belirttiği üzere makinelerin tamamının katılana teslim edildiğini, bu nedenle eksik demirbaşın bulunmadığını belirtmesi ile 18.02.2012 tarihli bilirkişi raporunda, sanığın tuttuğu kayıtlarla makbuzların örtüşmediği, sanığın yapmış olduğu 12.314,72 TL’lik gider belgelerin şirket tarafından kabul edilmediği, makbuzların doğruluğunun teknik olarak incelenmediğinin belirtilmesi karşısında; maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer vermeksizin ortaya çıkarılması bakımından, öncelikle sanık ile katılanın yeniden beyanlarına başvurularak, sanığın suça konu şirkette hangi sıfatla çalıştığı, aralarında sözlü olarak da olsa bir ortaklık ilişkisinin bulunup bulunmadığı, demirbaşların sanığa teslimi sırasında tutanak tutulup tutulmadığı, sanığa verildiği iddia edilen makbuzların gerçek olup olmadığı ve 07.03.2008 tarihli faturada bulunan ……’ya 10.000 TL verileceği hususunun katılana sorulması ile suç tarihi itibariyle katılana ait (tek başına ya da ortağı sıfatıyla hareket ettiği) tüm şirketlere ait defter ve muhasebe kayıtları ile fabrikanın muhasebe kayıtlarını tuttuğu belirtilen …… söz konusu kayıtlarının getirtilmesi ile …… şirketiyle yapılan ticari işlemlerin ilgili firmadan istenilmesi, yine katılan tarafından sunulup da imzaları sanık tarafından inkar edilen makbuzların üzerinde bulunan imza ve yazıların kime ait olduğunun araştırılması maksadıyla bilirkişi incelemesi yaptırılması ile ……. tanık olarak beyanlarına başvurularak kapora olarak 10.000 TL’nin kendisine verilip verilmediği hususunun sorulması, yine sanığın kurduğu fabrikada kaç işçi çalıştırıldığı, buna ilişkin olarak ne kadar maaş aldıkları, maaşlarının ödenip ödenmediği, ödenmişse kim tarafından ödendiği, sigortalarının yatırılıp yatırılmadığı, bu işçilerin işe giriş bildirgelerinde nerede çalıştıklarının beyan edildiği, fabrikada üretim yapılıp yapılmadığı, işçilerin yemek ve diğer ihtiyaçlarının ne şekilde karşılandığı hususlarının tespiti ve gerekirse çalıştırılan tüm işçilerin beyanlarına başvurulması ile fabrikadaki demirbaşların gerek kuruluş aşamasında gerekse de fesih anında teslim edildiğine dair belge bulunup bulunmadığı, edilmişse, hangi eşyalardan sanığın sorumluluğunun bulunduğu tespit edilip, tarafların sunacakları belgelerle birlikte dosyanın bir kül halinde serbest muhasebeci ve yeminli mali müşavirlerden oluşan üçlü bilirkişiye tevdi edilerek, sanığın fabrikanın kuruluş aşamasında ve devamında yaptığı giderler (makinelerin ve diğer eşyaların alımı ile istihdam edilen personelin maaş ve diğer özlük hakları ile yemek masrafları) ile katılan tarafından sunulan tüm makbuzların katılana ait şirketlerin kayıtlarına yansıtılıp yansıtılmadığı, yansıtılmışsa ne kadarının yansıtıldığı, sanığın fabrikanın kuruluş aşamasında ve devamında ne kadar masraf yaptığı, demirbaşların şirket kayıtlarında görünüp görünmedikleri başka bir deyişle sanığın uhdesine para geçirip geçirmediği, geçirmişse ne kadarını geçirdiği hususlarında ayrıntılı raporun düzenlenmesinden sonra toplanan tüm deliller doğrultusunda, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri yerine, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de;

5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin 1. fıkrasının “c” bendinde yer alan haklardan, sadece kendi altsoyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, altsoyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c. maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,

Kanuna aykırı olup, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesine istinaden halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 28.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

9. MALİ MÜŞAVİRLİK ÜCRETİ

 

  1. Hukuk Dairesi 2016/12 E. ,  2016/2839 K.

“İçtihat Metni”

İNCELENEN KARARIN

MAHKEMESİ     : …. 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen davada … 4. Asliye Hukuk ve …. 2. Asliye Ticaret Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeniyle yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Dava, davacının muhasebecilik ücreti alacağı nedeniyle başlattığı icra takibine vaki itiraz üzerine, itirazın iptali istemine ilişkindir.

…. 4. Asliye Hukuk Mahkemesince, taraflar arasındaki uyuşmazlığın davalıya ait şirketin muhasebe ve mali müşavirlik hizmetine ilişkin borçtan kaynaklandığı, Türk Ticaret Kanununun 4/1. maddesine göre taraflar arasındaki ilişkinin ticari bir ilişki olduğu, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava olup, ticaret mahkemelerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir.

…. 2. Asliye Ticaret Mahkemesi ise, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Müşavirlik Kanunu 45. maddesindeki “…bu bürolarda yapılan faliyetler ticari faliyet sayılmaz…” şeklindeki açık hüküm uyarınca mali müşavirlik hizmetinin bir ticari faaliyet olamayacağı ve mali müşavirlik hizmeti, serbest meslek şekli ile mali konularda vekil olunanlara vekalet ilişkisi ile hizmet sunan bir serbest meslek faliyeti olduğundan, 6098 sayılı BK’nın 502. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan vekâlet ilişkisi gibi değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiştir.

Türk Ticaret Kanununun 4. maddesinde, bu Kanundan doğan hukuk davalarının ticari dava sayıldığı, aynı Kanunun 5. maddesinin ikinci fıkrasında, bir yerde ticaret mahkemesi varsa asliye hukuk mahkemesinin vazifesi içinde bulunan ve bu Kanunun 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalara ticaret mahkemesinde bakılacağı hususları düzenlenmiştir.

Türk Ticaret Kanununun 3. maddesinde, “Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.” düzenlemesi getirilmiştir.

Bir hukukî işlemin veya fiîlin TTK’nın kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen bu kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bir hukukî işlemin veya fiilin olması gerekir.

Somut olayda; davacının serbest mali müşavir olup tacir olmadığı, çalışmalarının da ticari işletme ile ilgili bir işlem sayılamayacağı anlaşılmakla, uyuşmazlığın asliye hukuk mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince …. 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 08/03/2016 gününde oy birliğiyle karar verildi.

10. İMZA TAKLİDİ

 

  1. Ceza Dairesi 2014/20989 E.  ,  2016/1103 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Asliye Ceza Mahkemesi

SANIKLAR           : …, …

SUÇ                       : Özel belgede sahtecilik

HÜKÜM              : Beraat

… San. ve Tic. Ltd. Şti ortağı ve mali müşaviri olan sanıklar … ve …’ nun, adı geçen diğer şirket ortağı katılan …’ in imzasını taklit ederek sahte ortaklar kurulu kararı ile katılanın hisselerini ….’ a devrettiklerinin iddia edilmesi karşısında, sanık ….’ in eyleminin 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununun 2-A maddesinde belirtilen “Muhasebecilik ve Mali Müşavirlik mesleğinin konusu” kapsamındaki işlerden olduğunun kabulü halinde aynı Yasanın 47. maddesi aracılığıyla 5237 sayılı TCK’nun 204/2. maddesindeki suçu oluşturup oluşturmadığına, diğer sanık …’ nin eyleminin ise bu suça iştirak kapsamında bulunup bulunmadığına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm tesisi,

Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.02.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

11. SAHTE ÖDEME DEKONTU YAPMAK

 

  1. Ceza Dairesi 2015/3679 E. ,  2016/105 K.

“İçtihat Metni”

Tebliğname No                : 11 – 2012/133005

MAHKEMESİ     : Çorlu 3. Asliye Ceza Mahkemesi

TARİHİ                 : 31/01/2012

NUMARASI        : 2010/559 (E) ve 2012/56 (K)

SUÇ                       : Özel belgede sahtecilik, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma

SUÇ TARİHİ        : 31/12/2008

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Müşteki 5. Kol. K. K. K. Kreş ve Gündüz Bakım Evi ile katılan E. K. yönetim kurulu başkanı olduğu 4, 5, 6 ve 7 numaralı askeri lojmanların muhasebe işlerini yapan sanığın, 2005-2008 yılları arasında kurumlarda çalışan işçilerin SSK prim ücreti olarak kendisine verilen 12.239.02 TL parayı T. S. Sigortalar Kurumu İl Müdürlüğü’ne yatırmadığı halde, internet üzerinden yatırmış gibi sahte olarak tanzim ettiği banka dekontlarını kurumlara verip aldığı paraları uhdesine geçirmek suretiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve özel belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,

A- Sanık hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün yapılan incelemesinde;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, o yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmekle beraber, maddenin (b) fıkrasında yer alan “ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” şeklindeki ibarenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve ayrıca TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan” yoksunluğun sanığın sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemiş olması nedeniyle bu hususlar,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, TCK’nın 53/1. maddesinin uygulanmasına ilişkin (c) bendinin hükümden çıkartılarak yerine “TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet veya kayyımlık yetkilerinin koşullu salıverilme tarihine, altsoyu haricindekiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi ve TCK’nın 53/1. maddesinin (b) bendinin uygulanmasına ilişkin kısımda yer alan “ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” ibaresinin tamamen çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

B- Sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kurulan hükmün yapılan incelemesinde;

1- Serbest muhasebecilerin 3568 sayılı Serbest Muhasebeci ve Mali Müşavirlik Kanunu’nun 2/A maddesinde belirtilen görevleri arasında SSK primlerinin yatırılması gibi bir görevlerinin olmadığı, ayrıca Türkiye Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğinin Mecburi Meslek Kararları’na ilişkin 26.01.1996 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 1996/1 sayılı genelgesinin 1. maddesinde yer alan “meslek mensupları, müşteri adına üçüncü kişilere ödeme yapmak üzere her ne isim altında olursa olsun mali değerler alamazlar” şeklindeki hükmüne göre; sanığın, SSK prim borcunu yatırmak üzere katılandan aldığı parayı söz konusu kuruma yatırmayarak özel işlerinde kullandığının iddia ve kabul olunması karşısında, eyleminin görevi ile ilgisinin bulunmayıp sübutu halinde şikâyete tabi olan 5237 sayılı TCK’nın 155/1. maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabule göre de;

a- Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi Kanun koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 1 ay karşılığı adli para cezası olarak tayin edilmesi,

b- 5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi’nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmekle beraber, maddenin (b) fıkrasında yer alan “ve diğer siyasi hakları kullanmaktan” şeklindeki ibarenin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi ve ayrıca TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan” yoksunluğun sanığın sadece kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceğinin gözetilmemiş olması nedeniyle bu hususlar,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12/01/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

12. MUHASEBE ÜCRETİ

 

  1. Hukuk Dairesi 2014/10420 E. ,  2015/36606 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ                                     :Ticaret Mahkemesi

DAVACI-BİRLEŞEN DAVALI          : … vekili avukat …

DAVALI-BİRLEŞEN DAVACI          : … vekili avukat …

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de dava miktar itibarıyla bu isteğinin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya evrak üzerinde incelendi gereği konuşulup düşünüldü.

KARAR

Davacı, davalıya muhasebecilik hizmeti verdiğini, ücret alacağının tahsili için davalı hakkında icra takibinde bulunduğunu, davalının takibe itiraz ittiğini ileri sürerek icra takibine vaki itirazın iptaline, takibin devamına karar verilmesini istemiştir.

Davalı, davacının kısa bir dönem kendilerine beyanname konusunda hizmet verdiğini, sürekli devam eden bir iş ilişkileri olmadığını, bu hizmetinin karşılığını da beyaz eşya ile ödediklerini savunmuş ve davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, davacı …. in davasının kısmen kabulü ile, davalının … dairesinin 2009/17370 sayılı dosyasında alacağın 14.538,04-TL kısmına itirazının iptaline, takibin bu miktar üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, alacağın % 40 oranında 5.850,50-TL inkar tazminatının, davalıdan alınıp davacıya verilmesine, davalı …. nin karşı davasının reddine, karar verilmiş; hüküm davalı karşı davacı tarafından temyiz edilmiştir.

  1. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delilerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının(birleşen dosya davacısı) aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
  2. Dava, muhasebecilik hizmet alacağının tahsiline ilişkin yapılan icra takibine vaki itirazın iptaline ilişkindir. Davacı davalıya muhasebecilik hizmeti verdiğini, hizmet bedelinin ödenmediğini, alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptalini istemiş, davalı ise davacıdan sürekli bir hizmet almadığını, davacının sadece kısa bir süre beyanname hizmeti verdiğini, bunun karşılığınında beyaz eşya olarak kendisine ödendiğini savunmuştur. Mahkemece alınan 16.05.2013 tarihli bilirkişi raporunda davacının hak ettiği ücret…Serbest ..r … Odasının tarifesine göre belirlenmiştir. Ancak taraflar arasında sözleşme olmadığı da dikkate alınarak somut olayda … serbest muhasebeci ve mali müşavirler için uyguladığı tarifeye göre hesaplama yapılması gerekir. Mahkemece, davacının hak ettiği ücret konusunda Maliye Bakanlığının tarifesine göre hesaplama yapılması için ek rapor alınması veya gerekirse yeniden bir bilirkişi raporu alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 248,30 TL harcın istek halinde iadesine, 14/12/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.

13. STOKLARIN ÇALINARAK SATIŞI

  1. Ceza Dairesi 2015/6514 E. ,  2015/5664 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Asliye Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma

HÜKÜM              : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık …’ın şirket ortağı, sanık …’in fabrikada çalışan tekstil mühendisi, diğer sanık …’in ise ön muhasebe çalışanı olarak görev yaptığı, sanıkların katılanların da ortağı olduğu tekstil şirketinde üretilen malları birlikte kayıt dışı satarak elde edilen gelirle kendi adlarına taşınmaz mallar aldıkları; ayrıca, sanık …’in ortağı olduğu … adlı işyerinden, şirkete herhangi bir gıda ve kırtasiye ürünü satmadığı halde bu ürünler teslim edilmiş gibi fatura düzenleyip kendi şirketine ödeme yaptırmak suretiyle hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işledikleri iddia ve kabul olunan somut olayda;

ve sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

Sanık …’ın, taşınmazların katılanların bilgisi dâhilinde yıllar önce alındığını, ortaklara yıllarca kar dağıtmak yerine örtülü biçimde elden verilen paralarla taşınmaz alındığını, aynı şekilde katılanların da örtülü biçimde şirketten çektikleri paralarla taşınmaz edindiklerini, para çıkışını açık çek ve şirket çalışanları üzerinden yaptıklarını, nitekim şirket çalışanı … tarafından gönderilen belgeler ve listelerde, faturasız veya eksik fatura ile satılan malların bedellerinin açık çek denilen herhangi bir fatura karşılığı olmadan dışarıdan temin edilen çekler ile kullanılmak suretiyle tahsil edildiğinin belirtildiğini, bizzat şirket kayıtlarında böyle verilen çeklere ait kayıtlar bulunduğu ve katılanların bu tür işlemleri yapmaları nedeniyle vergi kaçakçılığı suçundan yargılanıp hapis cezaları aldıklarını; kayıt dışı satılan malların bir kısmının bedellerinin şirket çalışanları …, … ve …’nın banka hesapları üzerinden şirket ortağı olan katılanlara aktarıldığını, kısaca, şirketin bu ortaklara dağıtılacak karları ve vergi dışı kazançlarının açık çekler ve çalışanların hesapları üzerinden şirket ortaklarına aktarıldığını, şirketteki iddia edilen stok açığının –gerçekten varsa- tüm tekstil sektöründe var olduğunu, çünkü işlenecek pamuğun kilogram bazında alınıp metretül birimiyle kumaş haline getirildiğini ve ölçü birimlerinin farklılığı nedeniyle her zaman stok açıkları oluştuğunu, bunun da yıl sonunda muhasebe kayıtlarında düzeltildiğini, kaldı ki, bizzat tarafından tanık gösterilen şirketin yeminli mali müşaviri tanık …’in bilgisi dâhilinde yıllar boyunca ve sürekli biçimde bu tür stok açıklarının meydana geldiğini ve bu konunun, yeminli mali müşavir tanık … tarafından da duruşmadaki ifadesinde açıkça dile getirildiğini, vergi dairesinden gelen yazıdan da anlaşılacağı üzere şirketin daha önceki yıllarda bu nedenle stok affından yararlanıldığının belirtildiğini savunması, sanık …’in, diğer sanık …’ın İstanbul’da bulunduğu zaman suça konu bir adet taşınmazı geçici olarak kendi üzerine almasını ve dört beş gün sonra döndüğünde malı kendisinden devralacağını söylediğini, bu malın bizzat sanık …’ın şahsına alındığını sandığını, çünkü bizzat sanık …’ın şahsi çekleriyle ödeme yapıldığını, kaldı ki, husumetli olduğu katılanların avukatı tanık Muhammet’in bile bu hususu tüm aşamalarda dile getirdiğini, sanık …’ın da savunmasını bu biçimde doğruladığını; sanık …’ın birkaç gün sonra diğer ortaklar olan katılanlarla arasının ticari ve mali konular nedeniyle bozulduğunu ve daha sonra ortakların kendi aralarındaki anlaştıkları biçimde malın devrini istediklerini kendisinin de bunun üzerine malı devrettiğini, o ana dek katılanların kendisini hiçbir nedenle suçlamadığını ancak katılanlara karşı ödenmeyen maaşlar ve tazminatlar nedeniyle açtığı ve daha sonra kazandığı iş davası yüzünden kendisini bu suçlamaya dâhil ettiklerini savunması, bu malın daha sonra tarafından devralındığının dosya kapsamındaki belgelerle anlaşılması; sanık …’in, şirketten para çıkışı yapma, şirket adına bankalardan para çekme ve benzeri hiçbir yetkisi olmadığını, yalnızca ön muhasebe elemanı olarak çalıştığını, tüm belgelerin şirketin asıl muhasebecisi …’ın denetiminden geçtiğini, o dönem şirkette kendisi dışında diğer ön muhasebe çalışanları …, … ve …’ ın da işlemlerin gecikmemesi için sanık …’ın bilgisi dâhilinde faturalara imza attığını, bunun rutin bir uygulama olduğunu, bu kişilerin dinlenmediğini ve bu kişilerin de imzalarının bulunduğu faturaların getirilip incelenmediğini; ayrıca, 1-1,5 yıl boyunca şirketin gıda ve kırtasiye ihtiyacının, katılanların bilgisi ve oluru dâhilinde, kendisinin de ortağı olduğu … adlı işyerinden 117 adet fatura ile karşılandığını, suça konu 13 adet faturadaki tüm malların diğer faturalarda olduğu gibi teslim edildiğini, nitekim, malların teslim edildiğine ilişkin işaretler konulduğunu ve kime teslim edildiğinin ilgili mal kaleminin sonuna yazıldığını, malları şirket adına teslim alıp dağıtımını yapan şirket çalışanı …’ün bu hususta dinlenmediğini savunması; dosya kapsamındaki delil tespiti kapsamında düzenlenen tek kişilik bilirkişi raporunda, bağımsız bilirkişilerce herhangi bir fiili mal sayımı yapılmadığı, daha önce delil tespiti talebinde bulunan tarafından yapılan mal sayım verilerine göre hesaplama yapıldığı, daha sonra vergi uzmanı tarafından sunulan vergi denetim raporunda, şirket defterlerinin vergi denetimine olanak tanımayacak biçimde tutulduğu, ayrıca, şirkette faturasız satışlar yapıldığı tespit edilerek şirkete vergi cezası kesildiği; kovuşturma evresinde aldırılan ve daha önceki raporları da değerlendirmeye alan yeminli mali müşavir bilirkişi raporunda, delil tespiti için gidildiğinde bağımsız bilirkişilerce herhangi bir fiili mal sayımı yapılmadığı, daha önce sanıklarla husumetli olan tarafından yapılan mal sayım verilerine göre hesaplama yapılması sonucu bulunan stok açığının şüpheli bulunduğunu, ilgili döneme ilişkin defterlerin yöntemine uygun biçimde tutulmadığı, aynı döneme ilişkin defterler üzerindeki verilere dayanarak yapılan üç farklı stok hesaplaması ve miktarı olduğu, farklı hesaplama ve miktarlar nedeniyle yapılan hesaplamaların şüpheli olduğu ve bu haliyle gerçeği yansıtmadığının belirtilmesi karşısında,

Gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; öncelikle suç işlendiğinin belirtildiği döneme ilişkin katılanların şirketi ile … adlı işyerine ait bilgisayar, muhasebe ve diğer tüm kayıtları, tüm defterler, faturalar ve belgelerin asılları, şirket bünyesinde açık çekle işlem yapıldığına ilişkin listeler, diğer şirket çalışanlarının banka hesaplarındaki ilgili döneme ilişkin hesap hareketleri getirtilerek tüm iddia ve savunmalar ile daha önceki bilirkişi raporları dikkate alınarak şirkette tam ve kesin olarak bir stok açığı olup olmadığı, stok açığı belirlenmesi durumunda bunun yıllara yaygın biçimde şirket politikası olarak sürdürülüp sürdürülmediği, katılanların benzer eylemleri yapıp yapmadıkları ve bu nedenle ceza alıp almadıkları; yine, sanıklar … ve …’in katılanların ortağı olduğu şirkete karşı iş dava dosyalarının getirtilerek incelenmesi, belirtilen tüm tanıkların yöntemince çağrılıp dinlenmesi, tüm defterler, faturalar ve belge asılları temin edildikten ve tanıklar dinlendikten sonra konusunda uzman serbest muhasebeci, mali müşavir, Sayıştay denetçisi, şirketler hukuku ve gayrimenkul hukuku ile tekstil uzmanının bulunduğu bilirkişi kurulundan tüm iddia ve savunmaları karşılayacak ve çelişkileri giderecek biçimde kapsamlı raporlar ve gerekmesi halinde ek raporlar ile farklı bilirkişilerden raporlar aldırılması ve toplanan tüm delillerin sonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden, sanıkların nasıl birlikte hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işledikleri yöntemince tartışılmadan, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hükümler verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, ve sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26/10/2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

14. NAYLON FATURAYA İŞTİRAK

 

  1. Ceza Dairesi 2015/16441 E. ,  2015/5559 K.

“İçtihat Metni”

Tebliğname No : 19 – 2015/210761

MAHKEMESİ     : Karşıyaka 2. Asliye Ceza Mahkemesi

TARİHİ                 : 15/04/2015

NUMARASI        : 2014/372 (E) ve 2015/237 (K)

SUÇ                       : 213 Sayılı Kanuna Aykırılık

 

Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya incelendi,

Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;

Mali müşavir olan sanık hakkında 2010 takvim yılında, mali müşavirlik hizmeti verdiği ”Y.. İnş….Ltd. Şti” yetkilisinin sahte fatura düzenlemek suçuna iştirak ettiği iddiasıyla açılan kamu davasında; sanığın suçlamayı kabul etmemesi ve sanık hakkında düzenlenen vergi inceleme ve vergi suçu raporlarında sanığın sahte fatura düzenleme suçuna ne şekilde iştirak ettiğinin belirtilmemesi karşısında, 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu uyarınca muhasebecilik mesleği gereği olarak verilen hizmet kapsamında mükellef şirketin beyannamelerini vermek dışında ne şekilde sahte belge düzenlemek suçuna iştirak ettiği açıklanıp tartışılmadan yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,

Kabule göre de;

TCK’nın 37-39. maddeleri uyarınca suçu, doğrudan doğruya birlikte işleyerek iştirak edilebileceği gibi azmettirerek veya yardım etmek suretiyle de iştirak edilebileceği cihetle, iştirakın niteliği belirlenmeden ve VUK’nın 360. maddesine göre suçtan menfaat elde edip etmediği araştırılmadan hüküm tesisi,

Kanuna aykırı ve sanığın temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye aykırı olarak, HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 14.10.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

15. SAHTE SMMM RUHSATI VE SAHTECİLİK

 

  1. Ceza Dairesi 2015/17989 E. ,  2015/3199 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve özel belgede sahtecilik

HÜKÜM              : Beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Hükmolunan ceza miktarlarına nazaran sanık …’un duruşmalı inceleme taleplerinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;

Sanıklar … ve … fikir ve eylem birliği içerisinde … Noterliğince düzenlenen şirket hisse devir senedinde … şirketi devralan görünen …’nin yerine sahte imza attıkları ve şirketi devraldıkları, yine …’ni de sanıklar … ve …’un devraldığı, herhangi bir faaliyette bulunmayan bu iki şirket üzerinden diğer sanıkların ve temyize gelmeyen sanıklar çalışıyormuş gibi sigortalı gösterildikleri, işe giriş bildirgelerinin internet üzerinden Sosyal Güvenlik Kurumu’na gönderildiği iddia olunan olayda;

1-Sanıklar … ve … hakkında resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik, sanıklar … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik ve sanık … hakkında ise nitelikli dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;

  1. a) Sanık …’un yokluğunda verilip bizzat kendisine 01.11.2013 tarihinde tarihinde tebliğ edilen 11/09/2013 tarihli mahkumiyet hükmüne yönelik, temyiz talebinin yasal süre geçtikten sonra 09/01/2014’te yapıldığı,
  2. b) Sanıklar … ve …’ın fikir ve eylem birliği içerisinde … Noterliğince düzenlenen şirket hisse devir senedinde, şirketi devralan olarak görünen …’nin yerine sahte imza attıkları,
  3. c) Sanıklar …, …, … ve …’un fikir ve eylem birliği içerisinde dosyada yer alan diğer sanıkları hiçbir faaliyeti bulunmayan … ile …’de çalışıyor olarak gösterip, işe giriş bildirgelerini gönderdikleri, bu kişiler adına SSK’nın sigorta işlemleri yaptığı, sağlık harcamalarını karşıladığı, sanıkların bu kişilerin sigorta primlerini de ödemedikleri,

Sabit olduğundan nitelikli dolandırıcılık, resmi belge sahtecilik ve özel belgede sahtecilik suçlarının oluştuğuna yönelik kabulde ve sanık Fatma’nın temyiz talebinin reddine dair ek kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.

Sanık…’un …, …’nin ortağı sıfatıyla özel belgede sahtecilik suçundan yargılandığı, serbest muhasebeci ve mali müşavirlik sıfatının bulunmadığı, sadece sanıklardan …’un muhasebe bürosunda çalıştığı, ancak Serbest Mali Müşavirler ve Muhasebeciler Odası’ndan alınan bilgide sanık …’un kaydının bulunmadığının belirtildiği, dolayısıyla bu sanığın da serbest muhasebeci ve mali müşavirlik sıfatının bulunmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki sanık…”un eyleminin 3568 sayılı Serbest Muhasebecicilik, Serbest Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanun’nun 47. maddesi uyarınca görevi sırasında veya görevinden dolayı işlenip işlenmediğinin tespiti, işlenmesi durumunda 5237 sayılı TCK’nın 204/2 maddesi kapsamında kalıp kalmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiği yönüdeki görüşe iştirak edilmemiştir,

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar Muhsin, Murat, Fatma ve… ile sanık … müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle asıl hükümlerin ve 10.01.2014 tarihli ek kararın ONANMASINA,

2-Sanıklar …, … ve … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Sanıkların çalışmadıkları halde hiçbir faaliyeti bulunmayan … ile …’de çalışıyor olarak görünerek Sosyal Güvenlik Kurumunun sağlık imkanlarından faydalandıkları anlaşıldığından nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak ;

5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) (j) ve (k) bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde eğer suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli ise; o takdirde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı Kanun’un 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezası belirlenecektir. Bu açıklama kapsamında sonuç adli para cezasının gün karşılığı belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde doğrudan haksız elde olunan menfaatin iki katı esas alınmak suretiyle karar verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,

  1. a) Sanık … hakkındaki hükümden adli para cezasına mahkumiyete ilişkin uygulamanın hükümden çıkartılarak yerine, “sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e, son maddesi gereğince 272 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 62 maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 226 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 52/2 maddeleri gereğince günlüğü 20.00 TL’den hesap edilmek üzere sonuç olarak 4520 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına”
  2. b) Sanık … hakkındaki hükümden adli para cezasına mahkumiyete ilişkin uygulamanın çıkartılarak yerine, “sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e, son maddesi gereğince 1804 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 62 maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 1503 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 52/2 maddeleri gereğince günlüğü 20.00 TL’den hesap edilmek üzere sonuç olarak 30.060 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına”
  3. c) Sanık … hakkındaki hükümden adli para cezasına mahkumiyete ilişkin uygulamanın çıkartılarak yerine, “sanığın, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e, son maddesi gereğince 547 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, aynı Kanun’un 62 maddesi gereğince cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 455 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 52/2 maddeleri gereğince günlüğü 20.00 TL’den hesap edilmek üzere sonuç olarak 9.100 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına”

İfadeleri yazılmak suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

3-Sanıklar … ve … hakkında kurulan hükme yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;

Sanıkların çalışmadığı halde ….. İnşaat Tekstil Tekel Ürünleri Limited Şirketinde çalışıyormuş gibi sigorta işlemi yaptırmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunan somut olayda ;

Sanık … müdafiinin ve sanık …’ın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;

  1. a) Sanık İbrahim’in aşamalarda ısrarla Yavuz Selim ……….. Okulunda hademe olarak çalıştığını, sigortasının burası tarafından yapıldığını beyan ettiği, bu beyanın, hakkında kavuşturma yapılmasına yer olmadığı kararı verilen okul müdürü Mustafa ………. tarafından da doğrulandığı anlaşıldığından sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı deliller elde edilemediğinden beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden; dosya kapsamına uygun olmayan gerekçeyle,
  2. b) Sanık …’ın aşamalarda ısrarla sigortalı yapıldığı dönemde halk otobüslerinde sigortasız olarak çalıştığını, muavinlik yapan Mehmet ve Selçuk …..isimli kişilerin yanına gelerek kendisini sigortalı gösterebileceklerini söylediklerini ve kimlik fotokopisini aldıklarını beyan etmesi karşısında, gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; öncelikle sanığın söz konusu dönem içerisinde çalışıp çalışmadığının araştırılması ve kardeş olan Mehmet …… ve Selçuk ……’ın duruşmaya çağrılarak beyanına başvurulması, sanığın çalıştığının tespiti durumunda kurum zararının oluşup oluşmadığının belirlenmesi ve toplanan tüm delillerin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle

Yazılı şekilde hükümler tesisi,

Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin ve sanık …’ın emyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02.07.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

16. BAĞIMLI ÇALIŞAN ÜCRETİ

 

  1. Hukuk Dairesi 2015/17443 E. ,  2015/22737 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : İŞ MAHKEMESİ

DAVA                   : Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta sonu ücreti, ücret alacağı, ulusal bayram ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

  1. A) Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, davalı şirkette muhasebeci olarak çalıştığını, aylık ücretinin 800 TL olmasına rağmen asgari ücretten gösterildiğini, 31.01.2011 günü işyerine gittiğinde birtakım belgelerin imzalatılmak istendiğini, belgeleri imzalamaması üzerine iş akdine haksız son verildiğini ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti,hafta sonu ücreti, ulusal bayram ücreti, Ocak ayı ücretine mahsuben 50,00.TL alacaklarını istemiştir.

  1. B) Davalı Cevabının Özeti:

Davalı, davacının 31.01.2011 günü ve devam eden günlerde işe gelmediğini, 4857 sayılı İş Kanununun 25/II-g maddesi uyarınca iş akdinin haklı sebeple feshedildiğini ve davacının asgari ücret aldığını savunarak ,davanın reddini istemiştir.

  1. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece bozma üzerine yapılan yargılama sonunda, davacının yapmış olduğu iş, kıdemi belirtilmek suretiyle …… Ticaret Odasından ve Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Oda Birliği’nden ücret araştırması yapıldığı, kişilerin özellikleri, pozisyonları ve yaptıkları sözleşmeye göre asgari ücret ödenebileceği gibi bir başka işveren tarafından aynı işi yapan kişiye 10.000,00 TL civarında ücrette ödenebileceği, bu bakımdan istenilen konularda ücret belirlemesinin yapılamadığının bildirildiği, kayıtlarda görülen dışında davacının daha yüksek ücretle çalıştığı tespit edilemediği, davacının ücret alacağından ödenen kısmın mahsubu ile ücret alacağının tespit edildiği, tanıkların ortak anlatımlarından, davacının 6 saat haftalık fazla çalışmasının olduğu, fazla çalışma ücreti ödendiği ispat edilmediğinden, davacının fazla çalışma ücret alacaklısı olduğu, davacının tatil günleri çalıştığına ilişkin iddiasını kanıtlayamadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, gerekçe kısmında “her ne kadar mahkememizin 2012/53 esas2014/375 Karar sayılı dosya 18.07.2014 tarihinde bu dosya ile birleştirilmiş ise de birleşen dosya yönünden hükümde miktarların yazılmadığı belirtilerek, bu dava hakkında olumlu yada olumsuz bir karar verilmemiştir.

D)Temyiz:

Kararı davacı temyiz etmiştir.

  1. E) Gerekçe:

1- Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Dosya içeriğine göre Bu dava dosyası ile birleşmesine karar verilen 2012/53 esas 2014/375 Karar sayılı dava dosyası, ek dava niteliğindedir. Talep edilen miktarlar gerekçe kısmında açıkça belirtilmiştir. Mahkemece uyulan bozma ilamından sonra davacı tarafından açılan ek dava hakkında asıl dosya ile birleştirilmesine rağmen karar verilmemesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.

  1. F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 23.06.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

17. KAÇAK SMMM HİZMETİ SUNMAK

 

  1. Ceza Dairesi 2015/18004 E. ,  2015/1683 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : Ağır Ceza Mahkemesi

SUÇ                       : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik

HÜKÜM              : Beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

Sanık …’nin … Maden İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti’nin 10.06.2005 tarihindeki kurucu ortağı olduğu, ancak sanık …’den hisselerini devralan eşi sanık …nin 30.11.2005 – 18.01.2007 tarihleri arasında şirketin yetkilisi olduğu, sanık …’ın ise yanında çalıştırdığı sanık … ile birlikte şirkete danışmanlık hizmeti verdiği ve muhasebecilik yapma yetkisi olmadığı halde aynı işyerinde birlikte çalıştıkları mali müşavir olan sanık …’ın yetkileriyle fiilen şirketin muhasebecilik işlerini yürüttüğü, sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek sanık …n temasa geçtiği temyiz dışı sanıkların kimlik bilgilerini kullanıp bir miktar para alarak, sanık …’ın Sosyal Güvenlik Kurumu internet giriş şifresini kullanmak suretiyle sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip söz konusu şirkette çalışıyor gibi göstererek resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,

1-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı Kanun’un 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından, CMK’nın 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunda merciin belirlenmesinde yanılma, başvuran sanık ve katılan vekilinin haklarını ortadan kaldırmayacağından temyiz dilekçesinin itiraz dilekçesi olarak kabulü ile görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için, dosyanın incelenmeksizin iade edilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na GÖNDERİLMESİNE,

2-Sanıklar … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat kararı ile sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

Sanık ve tanık beyanları, bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamına göre, temyiz dışı sanıkların şirkette çalışmadıkları halde çalışıyor olarak gösterilmesi ile ilgili olarak söz konusu eylemin sanık … aracılığıyla sanık … tarafından yapıldığını, doğrudan sanık … ile muhatap olduklarını ve parayı ona verdiklerini, diğer sanıkları tanımadıklarını ve herhangi bir iletişim kurmadıklarını beyan etmiş olmaları, sanık …’ın savunmasında söz konusu şirketin kendi mükellefi olduğunu, sanık … ile birlikte çalıştıklarını ancak şirketle ve eylemle sanık …’ın bir irtibatının olmadığını ifade etmesi, işe giriş bildirgelerinde bulunan imzaların sanıklara ait olmaması karşısında, mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, o yer Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,

3-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından verilen mahkumiyet kararı, sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararı ile sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen beraat kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;

  1. a) Sanık …’ın savunmasında, temyiz dışı sanıkların şirkette işçi olarak gösterilmesi eylemini şirketin kurucu ortağı sanık …’nin bilgisi dahilinde birlikte yaptıklarını beyan etmiş olması ve hisselerini devretmesine rağmen sanık …’nin fiilen şirket işlerini yapmış olması karşısında, sahte işe giriş bildirgesi düzenleyen sanık …’nin TCK’nın 207/1. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması yerine, yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,

 

  1. b) Sanık …’ün, muhasebecilik ya da mali müşavirlik görev ve yetkisi olmadan çalışan sanık … ile birlikte sahte işe giriş bildirgesi düzenlediği, 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 47. maddesi gereğince kamu görevlisi olarak kabul edilemeyecek olması nedeniyle, sanık …’ün TCK’nın 207/1. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması,

d)Sanık …’ın hüküm tarihinden sonra 03/07/2013 tarihinde vefat ettiğinin UYAP üzerinden MERNİS’ten temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilip verilmeyeceğinin mahkemesince değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısı, katılan vekili, sanık … ve sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 20/05/2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

18.BAĞIMLI ÇALIŞMA

 

  1. Hukuk Dairesi 2013/7568 E. , 2014/13812 K.

“İçtihat Metni”

MAHKEMESİ     : İstanbul 1. İş Mahkemesi

TARİHİ                 : 06/03/2013

NUMARASI        : 2011/537-2013/74

Hüküm süresi içinde davalı ve ihbar olunanlar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:

Davacı, iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini, 01.10.1992-02.02.2010 tarihleri arasında geçen tüm çalışma dönemini içerir ödenmeyen ihbar , kıdem tazminatları, ücretli izin alacakları ve ücret alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı Cevabının Özeti:

Davalı vekili, davacının mali müşavirlik bürosu olup iddia ettiği dönemde tüm mesaisini müvekkili şirket işine hasretmediğini, kendisine ait büroda müvekkil şirketlerin defterlerini tuttuğu gibi başka kişilere ait de ticari defter ve kayıtları tuttuğunu, 31.12.2002-02.02.2010 tarihleri arasında şirkette ortak olarak çalıştığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararının Özeti:

Mahkemece, davacının iş sözleşmesi ile muhasebeci olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı bir neden olmaksızın feshedildiği gerekçesiyle kabulüne karar verilmiştir.

Temyiz:

Kararı davalı ve ihbar olunanlar vekilleri temyiz etmiştir.

Gerekçe:

Uyuşmazlık, taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanun’u kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.

4857 sayılı Kanunu’nun 1. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, işverenler ile işveren vekillerine ve işçilerine, çalışma konularına bakılmaksızın bu Kanunun uygulanacağı belirtilmiştir. 4857 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrasına göre iş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici öğeleridir.

İş sözleşmesini belirleyen ölçüt hukukî-kişisel bağımlılıktır. İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini, işçinin işverenin talimatlarına göre hareket etmesi ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, işçinin bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin ölçüt teşkil etmez. İşçinin işverenin belirlediği şartlarda çalışırken kendi yaratıcı gücünü kullanması ve işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip bulunup bulunmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.

İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini; işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Sayılan bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin bir ölçü teşkil etmez. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken, kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi bu bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kar ve zarara katılıp katılmaması, girişimcinin sahip olduğu karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.

Yukarda sayılan ölçütler yanında, özellikle bağımsız çalışanı, işçiden ayıran ilk önemli kriter, çalışan kişinin yaptığı işin yönetimi ve gerçek denetiminin kime ait olduğudur. İşçi işverenin yönetim ve sorumluluğu altında işleyen bir organizasyon içinde yer alır. Çalışma saatleri kesin veya esnek biçimde, keza işin yapılacağı yer işverence belirlenir. İş araçları ve dokümantasyonu genelde işverence sağlanır. Bu kriter içinde değerlendirilebilecek alt kriter ise çalışanın, kendisine mi yoksa başkasına mı ait iş yada hizmet organizasyonu kapsamında iş yaptığıdır. İşçinin işveren tarafından önceden belirlenen amaca uyma yükümlülüğü var iken, bağımsız çalışanın böyle bir yükümlülüğü yoktur. İşçinin önceden iş koşullarını belirleme yetkisi, işim yapılması sırasında kullanılacak araçları seçmesi, işin yapılacağı yer ve zamanı belirleme serbestisi yoktur. Çalışan kişi işin yürütümünü kendi organize etse de, üzerinde iş sahibinin belirli ölçüde kontrol ve denetimi söz konusuysa, iş sahibine bilgi ve hesap verme yükümlülüğü varsa, doğrudan iş sahibinin otoritesi altında olmasa da bağımlı çalışan olduğu kabul edilebilir. Bu bağlamda çalışanın işini kaybetme riski olmaksızın verilen görevi reddetme hakkına sahip olması (ki bu iş görme borcunun bir ifadesidir) önemli bir olgudur. Böyle bir durumda çalışan kişinin bağımsız çalışan olduğu kabul edilmelidir. Vekilin bağımsızlığı mutlak değilse de, iş sahibinin ısrarlı talimatı karşısında uyarması dışında, dilediği zaman sözleşmeyi sona erdirme hakkı, vekilin bir ölçüde işveren karşısında bağımsızlığını bir ölçüde korumaktadır. Oysa işçi, işin gerçekleştirilmesi yönünden amaca uygun olmadığını düşündüğü bir talimatı, işverenin ısrarı karşısında yerine getirmek zorundadır.

Kural olarak işçi sayılan kişinin kendi işçileri ve müşterileri bulunmaz. Bu kapsamda dikkate alınabilecek bir ölçütte, münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırıp çalıştırmadığı, işin görülmesinde ondan yaralanıp yararlanmadığıdır. Bu durumun varlığı çalışma ilişkisinin bağımsız olduğunu gösterir.

5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. İşçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.

Somut olayda yukarıdaki esaslara göre davacının mali müşavir olarak çalıştığı, davalı şirkete ve diğer şirketlere muhasebe ve mali müşavirlik hizmeti verdiği ve bu işyerlerinde ki çalışmasını işverenin yönetim ve sorumluluğu altında ve onun kontrolü içinde sürdürmediği,kendisine verilen iş ve işlemleri aldıktan sonra, kendi belirlediği iş organizasyonu ve çalışma programı içerisinde, işverenin çalışma dönemi, mesai ve iş konusunda herhangi bir talimatı olmadan takip edip sonuçlandırdığı, belirlenen herhangi bir çalışma saatinin olmadığı, işverenin davacı üzerinde denetim olgusunun olmadığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasında yapılan imzalanmış bulunan 31.12.2002 tarihli protokolle muhasebe işlerini yapması karşılığında %30 payın davacıya devrinin verilmesi yönünde ki anlaşma karşısında aralarında normal işveren-işçi ve ücret ilişkisinin olmadığı belirlenmiştir. Davacı tanıklarının her ne kadar dava konusu ihtilaflı dönemin yalnızca bir kısmına ilişkin tanıklık ettikleri anlaşılsa da, buna göre davacının ayrı muhasebe bürosunun olduğu başka ticari şirketlerin muhasebe işlerine baktığına dair beyanları mevcuttur. Taraflar arasındaki bu ilişkide iş sözleşmesi unsurları olan bağımlılık, işi görme ve ücret unsurları gerçekleşmemiştir. Davacının davalıya ait işyerine bağımlı olmadan kendi insiyatif alabileceği bir çalışma düzenin olduğu anlaşıldığından taraflar arasında iş akdi yoktur. Bu halde taraflar arasındaki hukuki ilişkide iş sözleşmesinin belirleyici unsuru olan hukuki ve kişisel bağımlılığın varlığından söz edilemeyeceği açıktır Bu sebeple davanın görev yönünden reddi gerekmektedir. Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.

Sonuç:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 21.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

19. MÜHÜR SAHTECİLİĞİ

 

  1. Ceza Dairesi 2014/9352 E. ,  2014/10135 K.

“İçtihat Metni”

Tebliğname No                               : 8 – 2014/96252

MAHKEMESİ                     : Konya 11. Asliye Ceza Mahkemesi

TARİHİ                                 : 24/12/2010

NUMARASI                        : 2010/450 (E) ve 2010/961 (K)

SUÇ                                       : Mühürde sahtecilik

Gereği görüşülüp düşünüldü:

1- Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği tarafından yeminli mali müşavirlere verilen suça konu mühürleri imal eden kurum araştırılarak, ilgili kurumdan sanık tarafından sahte mühür kullanıldığı iddia edilen raporlarda yer alan mühür izleri ile orijinal mühür izlerinin karşılaştırmasının yapılarak sahte olup olmadıklarına ilişkin rapor alınıp, sahte olduklarının tespiti halinde mühürde sahtecilik suçunda aldatma yeteneği bulunup bulunmadığının takdirinin mahkemeye ait olduğu cihetle; sahte mühür izlerini içeren belgeler ile orijinal mühür izlerini içeren belgelerin mahkemece incelenip, sahte mühür izlerinin aldatma kabiliyeti bulunup bulunmadığı hususu tartışılarak sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,

2- Kabul ve uygulamaya göre de; hükümden önce yürürlüğe giren 5728 sayılı Kanunun 562. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 231. maddesi ve bu maddenin 6. fıkrasına 25.07.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6008 sayılı Ya- sanın 7. maddesi ile eklenen cümle gözetilerek, hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde mahkemesince değerlendirme yapılması gerektiğinin gözetilmemesi,

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321. maddesi gereğince (BOZUL- MASINA), 21.04.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.

20. SAHTE BELGE DÜZENLEMEK VE KULLANMAK

 

Ceza Genel Kurulu         2010/11-40 E.  ,  2010/81 K.

“İçtihat Metni”

İtirazname                         : 2008/165041

Yargıtay Dairesi               : 11. Ceza Dairesi

Mahkemesi                       : ANKARA 6. Asliye Ceza

Günü                                    : 14.05.2008

Sayısı                                   : 65-507

Vergi Usul Yasasına aykırılık suçundan sanık A. Y.’ın, 213 sayılı Yasanın 359/b-1, 765 sayılı TCY’nın 80. maddesi uyarınca sonuç olarak 21 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanığın geçmişteki hali, duruşmada izlenen tutum ve davranışları dikkate alınarak hakkında TCY’nın 59. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına; “sanığın vergi borçlarını ödemediği ve kasıtlı suçlardan sabıkasının bulunduğu anlaşıldığından şartları bulunmayan CYY’nın 231. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına”; sanığın geçmişteki hali, suç işleme konusundaki eğilimleri gözönüne alınarak bir daha suç işlemeyeceğine dair kanaat gelmediğinden bahisle 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmasına takdiren yer olmadığına ilişkin, Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesince 14.05.2008 gün ve 65-507 sayı ile verilen kararın, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 16.12.2009 gün ve 15332-15908 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.

Yargıtay C.Başsavcılığı ise, 11.02.2010 gün ve 165041 sayı ve özetle;

“1- Sanığın üzerine atılı sahte fatura kullanma suçunun, suç tarihi 26.01.2003 olup, dosyada bulunan adli sicil kaydına göre, suç tarihi itibariyle sanığın sabıkalarının silinme koşulları oluştuğu;

Ankara 2. Vergi Mahkemesinin 2007/774 esas, 2007/2164 karar ve 2007/775 esas ve 2007/2165 karar sayılı ilamlarıyla, sanık aleyhine tahakkuk ettirilen vergi borçlarının iptaline karar verildiği, dolayısıyla sanığın hazineye karşı yükümlü olduğu bir vergi borcunun kalmadığı;

Sonuç olarak, CYY’nın 231. maddesinde yazılı hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşulları oluştuğu halde, yerel mahkemenin sanık lehine olan bu hükmü yasaya ve gerçeğe uygun düşmeyen gerekçelerle uygulamadığından, hükmün bu nedenle bozulmasının gerektiği;

2- Sanığa yüklenen suçun sabit olup olmadığının saptanması bakımından;

a- Sanık hakkında Gelirler Kontrolörü tarafından düzenlenen 12.02.2007  günlü vergi kaçakçılık raporunda, sanığın ….. Tekstil Tur. San. Tic. Ltd. Şti.den temin ettiği ve hiçbir mal veya hizmete dayanmayan toplam 1 trilyon 886 milyar 912 milyon 394 bin lira tutarındaki 13 adet faturanın sahte olduğu ve sanığın bu faturaları kullanarak 213 sayılı Yasaya aykırılıkta bulunduğu belirtilmiş; soruşturma aşamasında görüşü alınan bilirkişi de 03.07.2007 tarihli raporunda, suçun oluştuğunu belirtmiştir.

Bu arada sanığın sahte fatura kullanarak karapara akladığı gerekçesiyle MASAK tarafından sanık hakkında soruşturma yapılması için görevlendirilen Baş Hesap Uzmanının, 12.04.2007 tarihli 590 sayfalık raporunda, Gelirler Kontrolörünün raporunun da incelendiği ve sonuç olarak, sanığın kullanmış olduğu ve sahte olduğu iddia edilen faturaların, gerçek mal ve hizmet alımı karşılığı olduğu, bu nedenle faturaların sahte olmadığı bildirilmiştir.

Sanığın cezalandırılmasına temel teşkil eden Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına bağlı Gelirler Kontrolörünün raporu ile Maliye Bakanlığı Hesap Uzmanları Kuruluna bağlı Baş Hesap Uzmanının raporları arasındaki açık çelişki giderilmeden, Hesap Uzmanının raporunun tamamı ile raporda belirtilen DSİ Teftiş Kurulunun raporu dosyaya getirtilmeden, yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması;

b- Sanık hakkında soruşturma açılmasına neden olan sahte faturaları düzenleyen ….Tekstil Tur. San. Tic. Ltd. Şti. ile ilgili olarak düzenlenen vergi kaçakçılığı raporu hakkında adli soruşturma yapılıp yapılmadığı, kamu davası açılıp açılmadığı araştırılmadan, kamu davası açılmışsa dava dosyasının örneği getirtilmeden eksik soruşturmayla mahkûmiyet hükmü kurulmasının;

Yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire Kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün anılan nedenlerle bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA

CEZA GENEL KURULU KARARI

Sanığın, Vergi Usul Yasasına aykırılık suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasında çözümü gereken uyuşmazlıklar;

1- Öncelikle sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığı hususunun;

 2- Bir nolu sorunun çözümüne bağlı olarak da, sanığa yüklenen suçun sabit olup olmadığının saptanması için;

  1. a) Sanığın cezalandırılmasına temel teşkil eden Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörü raporu ile yine Maliye Bakanlığı Başhesap uzmanı tarafından düzenlenen raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesinin gerekip gerekmediği ve bu bağlamda hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli olup olmadığı;
  2. b) Sanığın kullandığı iddia edilen sahte faturaları düzenleyen C. Ö..adlı kişi hakkında düzenlenen vergi kaçakçılığı raporu ile ilgili olarak bu kişi hakkında kamu davası açılıp açılmadığı hususunun araştırılmasının gerekip gerekmediği;

Yönlerinden soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediğinin, belirlenmesi noktalarında toplanmaktadır.

1- Sanık hakkında, 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının bulunup bulunmadığına ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;

Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumunun uygulanabilmesi için;

  1. a) Suça ilişkin koşullar;

1- Yapılan yargılama sonucunda, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmeli ve hükmolunan ceza ise iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,

2- Suç, Anayasanın 174. maddesinde güvence altına alınan İnkılâp Yasalarında yer alan suçlardan bulunmaması,

3- 01.03.2008 tarihinden itibaren işlenen suçlarda ise, suçun ayrıca 3713 sayılı Yasa ile 1632 sayılı Yasa kapsamında yer alan suçlardan olmaması gerekmektedir.

  1. b) Sanığa ilişkin koşullar;

1- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış olması,

2- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi,

3- Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, sanığın yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,  Koşularının gerçekleşmesi gerekmektedir.

Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Soruşturma aşamasında C. savcısı tarafından alınan, sanığın adli sicil kaydına göre, 1979 yılında işlediği hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan Sinop Asliye Ceza Mahkemesince cezalandırılmasına; yine 1979 yılında işlediği rüşvet vermek suçundan Yüce Divan tarafından cezalandırılmasına karar verilip, her iki cezasının da infaz edildiği ve 1996 yılında her iki ceza yönünden de memnu haklarının iadesine karar verildiği, bu sabıka kayıtları yönünden suç tarihi itibariyle adli sicilden silinme koşullarının oluştuğu, ancak, ayrıca 1989 yılında işlediği dolandırıcılık suçundan dolayı Ankara 15. Asliye Ceza Mahkemesince cezalandırılmasına karar verilip bu cezasının da 10.07.1996 yılında infaz edildiği, anlaşılmaktadır. Bu sabıka kaydı yönünden 3682 sayılı Adli Sicil Yasasının 8/1-b maddesi uyarınca 10 yıllık süre öngörülmüş bulunduğundan, suç tarihi itibariyle silinme koşullarının oluşmadığı anlaşılmaktadır.

Her ne kadar, yargılama aşamasında sanık tarafından sabıka kaydının silinmesi talebinde bulunulması üzerine, sabıka kaydının silindiği ve sanık müdafii tarafından Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının sağlanması için başvurulduğunda, başvuru dilekçesi ekinde 08.01.2010 tarihinde alınan ve sanığın sabıkasının bulunmadığına ilişkin kayıt da sunulmuş ise de; Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden, önceki mahkûmiyetin 765 sayılı TCY’nın 95/2. maddesi uyarınca esasen vaki olmamış sayılacağı haller veya 3682 sayılı Adli Sicil Yasasının 8 ve 5352 sayılı Adli Sicil Yasasının geçici 2. maddesi hükümleri uyarınca silinme koşullarının oluşup oluşmadığı, adli sicilden silinmiş olup olmadığına bakılmaksızın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının objektif koşullarının değerlendirilmesinde nazara alınacaktır. Bu nedenle dosya içerisinde yer alan sanığın adli sicil sabıka kaydında, silinme koşulları oluşmayan önceki mahkûmiyeti, objektif koşullar yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel oluşturmakta olup, yerel mahkemece bu nedene dayalı olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi isabetli ve yasaya uygundur.

Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının oluştuğuna ilişkin itiraz nedeni isabetli olmadığından, bu konudaki itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Kurul Üyesi ise; “Sanığın sabıka kaydının silinmesine karar verilmiş olması karşısında, bu hususun ve sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağının yerel mahkemesince değerlendirilmesinin gerektiği nazara alınarak, Yargıtay C.Başsavcılığının bu konudaki itirazının kabulüne karar verilmelidir” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

2- Sanığa yüklenen suçun sabit olup olmadığının saptanması için, soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesine gelince;

İncelenen dosya içeriğine göre;

Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörü A.G. tarafından, ..Ltd. Şti. hakkında yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 13.06.2005 gün ve 2005-874/2 sayılı Vergi Tekniği raporunda özetle;

1996 yılında Ankara’da vergi mükellefiyeti tesis ettirip, 2000 yılında şirket merkezini İstanbul’a taşıdığı ve bu dönemde defter ve belgelerinin taşınan araba ile birlikte yandığı, bu nedenle Vergi Denetmeni M. K.tarafından yapılan inceleme sonucunda düzenlenen 24.12.2003 tarihli vergi tekniği raporunda firma tarafından düzenlenen faturaların sahte olduğunun saptandığı ve bu nedenle firmanın mükellefiyet kaydının re’sen terkin ettirildiği, şirket yetkilisi C.Ö.ile yapılan görüşmede, daha sonraki dönem defter ve belgelerinin de bürodan çalındığını, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde iş yaptıkları için defter ve belgeleri sürekli yanında taşıdığını, çanta ile büroya getirdiği gün de bürodan çalındığını belirttiği, bu açıklamanın inandırıcı bulunmadığı, şirketin KDV beyannameleri incelendiğinde gerçek mal ve hizmet alımlarına dayanmadığı, inceleme yapılmasına olanak tanıyacak bilgiler verilmediği, mal ve hizmet aldığını söylediği firmalardan adına düzenlenmiş fatura bulunmadığı, ayrıca şirketin ticari faaliyetini sürdürmesi için asgari boyutta gerekli olan masa, sandalye, telefon hattı ve ticari mallarını geçici de olsa muhafaza edeceği raf gibi düzeneklere kurumun bilançosunda yer verilmediği, bu tür malzemenin demirbaşlar arasında yer almadığı, herhangi bir makine ya da teçhizat kaydının bulunmadığı gibi hiçbir işçi de çalıştırılmadığı, böyle bir firmanın 1 trilyon 250 milyar lira ciro yapmasının ticari hayatın gereklerine aykırı olduğu, yapılan incelemelerde gerçek bir ticari faaliyette bulunduğuna dair emare tespit edilemediği, bu nedenle …..Ltd. Şti.nin sahte fatura düzenleyen paravan bir firma olduğu ve bu firma tarafından düzenlenen tüm faturaların sahte olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir.

Bu rapor doğrultusunda, ….Ltd. Şti. tarafından fatura düzenlenen ….Endüstriyel Holding AŞ. hakkında da inceleme yapılmış ve Maliye Bakanlığı Gelirler Kontrolörü A.. G.tarafından düzenlenen 12.02.2007 gün ve 2007-874/2 sayılı vergi tekniği raporunda özetle;

…. Ltd. Şti. tarafından … AŞ. adına düzenlenen faturalarla sınırlı olmak üzere KDV yönünden yapılan incelemede, firmanın 2002 yılına isabet eden maliyetlerinin önemli bir bölümünü, ..Ltd. Şti’nin düzenlediği sahte faturaların oluşturduğu, firmanın yasal temsilcisinin, 2000 ve 2001 yıllarına da sari inşaat işleri kapsamında …Ltd. Şti.nin, imzalanan sözleşmelere istinaden stabilize temini ve nakli, toprak, moloz ve kum nakli gibi hizmetlerini yaptığını beyan ettiği, bu inşaat işleri henüz bitmediğinden bunların maliyetlerinin belirlenemediği, dolayısıyla bu işlerden elde edilen kazancın tespiti açısından işlerin bitimini takiben bir değerlendirme yapılmasının gerektiği, kurum kazancının tespitinde yapılan işlere ilişkin maliyetin bir bölümünün sahte faturalarla belgelenip tutar kadar bir maliyete katlanılmış olabileceği gibi daha düşük bir maliyetle de bu işleri yapmış olabileceğinin göz önünde tutulması gerektiği, ancak sahte faturalar kullanılmış olması nedeniyle Vergi Usul Yasasının 30/4. maddesi uyarınca 2002 yılında Mayıs ila Aralık ayları arasındaki dönemler için toplam 221 bin 088 lira 47 kuruş re’sen KDV tarh edilmesi ve ayrıca ziyaına neden olunan KDV tutarının 3 katı kadar da usulsüzlük cezası kesilmesi gerektiği kanaatine varıldığı belirtilmiştir.

Ayrıca, 12.02.2007 gün ve 2007-874/4 sayı ile düzenlenen Vergi Kaçakçılık Suçu raporunda özetle;

Vergi tekniği raporunda da belirtildiği üzere mükellef kurumun 2002 yılında sahte faturalar kullandığı, yapılan incelemede .. Ltd. Şti. tarafından 10.05.2002 ile 25.12.2002 tarihleri arasında bu firma adına düzenlenen ve 1 trilyon 886 milyar 912 milyon 394 bin Liralık 13 adet faturanın sahte faturalar olduğu, …..A.Ş’nin Afyon ve Konya’da yürüttüğü inşaat işlerinin toplam maliyetinin % 72 oranındaki bölümünün ..Ltd. Şti. tarafından düzenlenen bu sahte faturalardan oluştuğu, bu nedenle Vergi Usul Yasasının 359/b-1 maddesi uyarınca kaçakçılık suçunu işlediği belirtilmiş ve firmanın yasal temsilcisi olan A.. Y.. hakkında 15.03.2007 tarihli yazı ile Ankara C. Başsavcılığına da suç duyurusunda bulunulmuştur.

Sanık tarafından sunulan Maliye Bakanlığı Başhesap Uzmanı R..K.. tarafından düzenlenen 12.04.2007 günlü rapor örneğinin incelenmesinde 120 adet ekinin bulunduğu ve raporun toplam 590 sayfa olduğu belirtilmekle birlikte sadece 62 sayfalık rapor kısmı sunulmuş olup özetle Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı tarafından, … Ltd. Şti, .. Endüstriyel Holding AŞ. ve A. O.Ö..İnşaat Tah. Tic. A.Ş haklarında kara para aklayıp aklamadıkları yönünde inceleme yapılması istemesi üzerine;

Kağıthane Deresi 1. Kısım Islah İnşaatı işinin …A.Ş’ye 1997 yılında ihale edildiği, 1998-1999 yıllarında bu firma tarafından … Ltd. Şti. taşeron olarak kullanılmak suretiyle imalatlar yapıldığı ve hak ediş raporlarının düzenlendiği, …A.Ş. ile Özel İdare arasında ödemelerin zamanında yapılmaması nedeniyle uyuşmazlıklar çıktığı ve dava konusu olduğu .. A.Ş’nin İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesinde açtığı alacak davasını kazandığı ve bu kararın Yargıtay 15. Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiği, ayrıca, inşaatın kontrol işlerini yapan DSİ yetkilileri hakkında idari soruşturma yapılıp dava açıldığı, gerek bu davalar aşamasında alınan bilirkişi raporlarında, gerekse Enerji Bakanlığı müfettişleri tarafından DSİ yetkilileri hakkında yapılan idari soruşturmada yapılan inşaat işlerinin usulüne uygun olduğu ve düzenlenen hak ediş raporlarının gerçeği yansıttığının tespit edildiği, her ne kadar Gelir Kontrolörü A. G. tarafından anılan firmalar hakkında yapılan incelemede .. Ltd. Şti’nin paravan firma olduğu saptamasına yer verildiyse de düzenlenen hak ediş raporları ve bilirkişi raporları dikkate alındığında bu raporun gerçeği yansıtmadığı düzenlenmiş olan faturaların gerçek bir mal veya hizmet satışına dayandığının belirlendiği, bu firmanın hakkında yapılan incelemelerde yasal defter ve belgelerini ibraz etmemesinin kara para akladığını göstermediğini, keza .. A.Ş’nin de anılan firmadan almış olduğu faturaları gerçek bir mal ve hizmet satışına yönelik olarak düzenlenmiş olduğu tespit edildiğinden bu firma hakkında da kara paranın aklanmasına ilişkin olarak bir işlem yapılmasına gerek olmadığı belirtilmiştir.

Bu raporda belirtilen ve Enerji Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişleri tarafından düzenlenen rapor örneği de sunulmuş olup, benzer açıklamalara yer verilmek suretiyle yapılan imalatların ve sonucunda düzenlenen istihkak raporlarının doğru olduğu, DSİ görevlileri hakkında 4483 sayılı Yasa uyarınca soruşturma açılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerektiği belirtilmiş ve DSİ genel müdürü tarafından da 23.07.2001 tarihinde DSİ görevlileri hakkında soruşturma açılmasına gerek görülmediği onayı verilerek durumun İstanbul Valiliğine bildirildiği anlaşılmaktadır.

Gerek Ankara C. Başsavcılığı tarafından yapılan soruşturma aşamasında, gerekse yerel mahkemesince kovuşturma aşamasında bu raporların aslı ve ekleri getirtilip bir inceleme yapılmamış, yalnızca sanığın sunduğu rapor bölümü üzerinden değerlendirme yapılmıştır.

Ankara C. Başsavcılığınca soruşturma aşamasında, serbest muhasebeci ve mali müşavir olan M.. D. bilirkişi olarak dinlenmiş olup, 03.07.2007 günlü raporunda Gelirler Kontrolörü A. G.tarafından düzenlenen Vergi Tekniği Raporu ile Vergi Kaçakçılığı Suçu Raporu esas alınmak suretiyle yapılan değerlendirme sonucunda söz konusu 13 adet faturanın sahte olduğu ve sanık A.Y. tarafından bu faturalar kullanılarak kaçakçılık suçunun işlendiği, 1 tirilyon 400 milyarlık çekle ödeme yapıldığına ilişkin savunmanın bankalarla yapılan yazışma sonucunda bankalarda işlem görmediği, çekilmediği ve bazı çeklerin de çekin bankadan teslim alındığı tarihten çok önce keşide edildiği, böylece incelemeye konu faturaların ödemelerinin banka veya çek gibi gerçek mal ve hizmet alımını kanıtlayacak ödeme araçlarıyla yapılmadığından savunmaya itibar edilemeyeceği, sahte fatura kullanmak suretiyle 2002 yılı itibariyle vergi kaçakçılığı suçunun işlendiği görüş ve kanaatine varıldığı belirtilmiş;

Sanık tarafından Maliye Bakanlığı Başhesap uzmanının inceleme raporunun sunulması üzerine aynı bilirkişiden alınan 20.07.2007 günlü ek raporda ise sanık tarafından keşide edilen ve bankalara verilen çeklerin bankalardan işlem görmeden geri alındığı, böylelikle sanığın çekle ödeme yaptığına ilişkin savunmasının gerçeği yansıtmadığı, gerçekte çekle herhangi bir ödeme olmadığının yazışma yapılan bankalarca da teyit edildiği, başhesap uzmanı tarafından bu hususun değerlendirilmediği, Gelirler Kontrolörü tarafından düzenlenen raporların gerçeğe daha uygun olduğu ve sanığın kullandığı ….Ltd. Şti. tarafından düzenlenen 13 adet faturanın sahte olduğu konusundaki görüş ve kanaatin değişmediği belirtilmiştir.

Gerek soruşturma aşamasında Ankara C.Başsavcılığınca, gerekse kovuşturma aşamasında yerel mahkemece, … Ltd. Şti. hakkında Vergi Kaçakçılığı Suçu Raporu doğrultusunda bir dava açılıp açılmadığı, açılmışsa sonucunun ne olduğu hususunun her hangi bir şekilde araştırılmadığı anlaşılmaktadır.

Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde;

Ceza yargılamasının amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda somut gerçeğin her türlü kuşkudan uzak bir biçimde kesin olarak saptanmasıdır. Gerek 1412 sayılı CYUY, gerekse 5271 sayılı CYY adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlamaktadır. Bu nedenle hüküm kesinleşinceye kadar, inceleme olanağı bulunan kanıtların ele alınıp değerlendirilmesi gerekir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşmesi için, öne sürülen ve olaya ışık tutabilecek nitelikteki tüm kanıt ve belgelerin araştırılıp tartışılması zorunludur.

Somut olayda;

a- Sanığın savunmalarında bildirdiği ve yargılandığı konu ile ilgili olarak, Maliye Bakanlığı Başhesap Uzmanı R..K.. tarafından düzenlendiği anlaşılan, 12.04.2007 günlü raporun ve bu raporun içeriğinde geçen yine aynı konu ile ilgili Enerji Bakanlığı Teftiş Kurulu müfettişlerince düzenlendiği anlaşılan raporun, aslı veya onaylı örneklerinin getirtilip, incelenmesi ve sonucuna göre savunmanın değerlendirilmesinde nazara alınması gerekmektedir. Yerel mahkemece, anılan raporların aslı veya onaylı örnekleri getirtilmeden, yalnızca sanığın sunduğu bazı bölümlerinin incelenerek ve bu konuda alınan yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak, eksik soruşturma ile hüküm kurulması isabetsizdir.

b- Sanık hakkındaki yargılamaya konu dava; … Ltd. Şti. hakkında yapılan vergi incelemesinde, paravan bir firma olduğu hususunda varılan sonuç üzerine, sanığın şirketi hakkında yapılan karşıt inceleme ile Vergi Usul Yasasına aykırı davrandığının tespitine dayanmaktadır. Karşıt incelemeye konu olan .. Ltd. Şti. yetkilileri hakkında açılmış bir dava bulunup bulunmadığı araştırılmamıştır. Halbuki, bu firma yetkilileri hakkında açılmış bir dava varsa, sonucu sanığın hukuki konumunu da ilgilendirmektedir. Bu nedenle anılan şirket yetkilileri hakkında, 13.06.2005 gün ve 2005- 874/2 sayılı Vergi Tekniği Raporu doğrultusunda herhangi bir dava açılıp açılmadığı, dava açılmış ise sonucunun ne olduğu araştırılmalı ve getirtilip, incelendikten sonra, sanık A..Y..’ın hukuki durumunun tayini gerekmektedir. Yerel mahkemece bu husus araştırılmadan, eksik araştırma ile hüküm kurulması da isabetsizdir.

Bu itibarla, Yargıtay C.Başsavcılığının, eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna ilişkin ikinci itiraz nedeni isabetli olup, bu konudaki itirazının kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün, eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir

SONUÇ  :

Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının;

a- Sanık hakkında 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması koşullarının oluştuğuna ve yerel mahkeme hükmünün öncelikle bu nedenle bozulmasına ilişkin birinci itiraz nedeninin REDDİNE,

b- Sanık hakkında eksik araştırma ile hüküm kurulduğuna ilişkin ikinci itiraz nedeninin KABULÜNE,

2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 16.12.2009 gün ve 15332-15908 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,

3- Ankara 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 14.05.2008 gün ve 65-507 sayılı hükmünün, eksik araştırma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,

4- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.04.2010 günü yapılan müzakerede, birinci uyuşmazlık nedeni yönünden oyçokluğuyla, ikinci uyuşmazlık nedeni yönünden ise oybirliğiyle karar verildi.

SONUÇ

Yargılanmak, suçsuz dahi olsanız aklanmaya çalışmak psikolojik olarak da maddi olarak da sıkıntılı bir süreçtir. Meslek mensuplarımızın yoğun iş temposu içerisinde mahkeme ile uğraşması çok da mümkün değildir. Yargıtay kararlarına yansıyan SMMM’lere yönelik olaylarda mükellefin vergi ve SGK gibi ödemeleri için para alarak ilgili yerlere yatırmama birinci sırada görülmektedir. Mükelleften vergi ve sgk gibi ödemelerin alınmasını yasaklayan mecburi meslek kararımız bile bulunmaktadır. Ancak tüm bunlara rağmen birinci sırada mükelleften aracılık amacıyla alınan paraların ilgili yerlere ödenmemesi suçu görülmektedir.

Yargıtay kararlarına yansıyan ikinci suç türü naylon fatura, sahte fatura gözükmektedir. Vergi mükellefleri sahte fatura, naylon fatura gibi suçları kendileri işlese bile suçu muhasebecilerine yükleme eğilimindedirler. Bu nedenle muhasebe hizmet sözleşmelerinde bu hususlara ait özel hükümler mutlaka eklenmelidir. Örnek olarak “Muhasebe kayıtlarına intikal ettirilmek üzere muhasebeye evrakların liste ile teslim edilmesi gerekir. Listede yer alan evrakların doğruluğundan iş sahibi sorumludur.” cümleleri eklenebilir. Üstelik sadece muhasebe hizmet sözleşmesi imzalatılmakla kalınmamalı okudum anladım şeklinde not mutlaka düşülmelidir.

Yargıtay kararlarında hileli mali tablolarda görülmektedir. İhaleyi kazanan firma veya ihaleye girmek, kredi çekmek gibi niyetlerle SMMM’lerden bilanço hileleri yapması istenebilmektedir. Unutulmamalıdır ki ihalede ikinci olan firma veya ihaleye giren diğer firmalar konuyu mutlaka yargıya götüreceklerdir. Ayrıca kredi ödenmediğinde yine olayın savcılığa intikali söz konusu olacaktır. Mali tablo mutlaka üçüncü kişilerle bir etkileşime girecektir. SMMM’lerin bu hususta dikkatli olmaları gerekmektedir. Konu bilirkişiye gittiğinde her SMMM bu kaydı böyle yapardı veya bu mali tabloyu böyle hazırlardı denilmeyecek durumlara kesinlikle girilmemelidir.

Değerli Meslektaşlar umarım yazım bu konuda bir algı yaratır ve paylaşarak meslektaşlarımıza duyurmakta yardımcı olursunuz. Çünkü meslektaşın bu konudaki eksiklerini testip etmiş ve bu nedenle bu yazıyı oluşturmuş bulunmaktayım. Bir meslektaşa bu konuda faydamız dokunsa bizim için yeterlidir.

İş bu yazım Sadece Muhasebe Bilenler Topluluğu’na özel yazılmıştır. Linki alıp her yerde paylaşabilirsiniz ancak yazıyı kopyalayıp paylaşmamanızı onemle rica ediyorum.

Saygılarımla

S.M.Mali Müşavir

Selçuk GÜLTEN